10. Ders: Üstün Olmayan Etkinliğin “Kırmızı Bayrakları” ve Gerçek Liderlik
Bir lider olarak, organizasyonunuzda veya ekibinizde “üstün olmayan etkinliğin” (düşük performansın ve durağanlığın) özelliklerini iyi teşhis etmeniz gerekir. Bunlar, tehlikeyi önceden haber veren kırmızı bayraklardır. Gelin, zayıf bir yönetim anlayışının arkasına saklanılan bu barikatlara ve gerçek liderlerin bunlara nasıl meydan okuduğuna birlikte bakalım.
1. Güvenlik ve Güvence Arayışı
Bazı insanlar sadece “güvenlik” isterler. İş üretip üretmediklerine bakılmaksızın, hatta aylarca hastalık raporu alsalar bile maaşlarının tıkır tıkır ödenmesini beklerler. Sürekli işçi haklarından ve işten atılırlarsa alacakları kıdem tazminatından bahsederler. Oysa siz işinizi hakkıyla ve düzgün yapıyorsanız, bir lider sizi neden işten atsın ki?
2. Kıdemin Arkasına Saklanmak
Bir diğer kırmızı bayrak ise “Ben kıdemliyim” savunmasıdır. 20 yıl önce ne yaptığınızın bugün bir önemi yok; bizim için önemli olan şu anda ne ürettiğinizdir. Kıdemin arkasına saklananlar, genellikle artık hiçbir şey üretmeyen insanlardır. İşini iyi yapıp değer üreten biri, zaten organizasyon için vazgeçilmez olur.
Profesyonel Spor Mantığı: Performans Varsa Kazanç Var
Aslında bu durumu profesyonel spor dallarına uygulamak gerekir: Peşin hiçbir şey yok! Yüksek performans gösterirsen kazancın da yüksek olur. Düşük performans sergilersen kazancın da düşük kalır. Hatta öyle ki, yıl sonunda sen kulübe/organizasyona borçlu kalmalısın; çünkü performans göstermediğin halde seni takımda tutmuşuzdur. Birkaç milyon dolar alıp sahada rezalet bir oyun çıkartan sporcuların kendilerine saygısı olmadığını düşünüyorum. Bugüne kadar, “Özür dilerim, ben bu parayı hak etmedim” deyip aldıklarını iade eden birine rastlamadım. Karşılığında hiçbir şey vermeden bedel talep etmek, kendi organizasyonundan para çalmaktan farksızdır.
Liderin Notu: Birileri sürekli güvenlik istediğinde, kıdem talep ettiğinde ve peşinen fayda beklediğinde çok dikkatli olun.
Ödüller Üretken Olanı Takip Eder
Profesyonel hayatımda yer değiştirdiğim dört seferden üçünde, alacağım para geldiğim yerdeki maaşımdan daha azdı. Paranın miktarı hiçbir zaman benim kararımı belirlemedi. Buraya ilk geldiğimde ne kadar kazanacağımı bile bilmiyordum. Hatta Steve Berger sonunda dayanamayıp yanıma geldi ve “Ne alacağını bilmek istemez misin?” diye sordu. Ben de “Ne alacağım? Hm, peki tamam, teşekkür ederim” deyip geçtim.
Çünkü paranın benim yapmak istediklerimle bir ilgisi yoktu. Yapmam gereken şeyleri biliyordum ve alacağım parayı kafaya takmak bunlardan biri değildi. Benim işim üretmekti. Şuna tüm kalbimle inanıyorum: Eğer işinizi layıkıyla yaparsanız; ödüller, faydalar ve başarı bir şekilde, bir yerlerde sizi nasıl olsa bulur. Ödüller her zaman etkin ve üretken olanları takip eder.
Eleştiriye Tahammülsüzlük
Üstün olmayan etkinliğin en belirgin özelliklerinden biri de sürekli takdir ve olumlu sözler duymayı beklemektir. Bu yapıdaki insanların yapıcı eleştirilere asla tahammülü yoktur.
- “Neyi yanlış yaptığını söyleyeyim,”
- “Bunu nasıl düzelteceğini anlatayım,”
- “Neyin üzerinde çalışman gerektiğini biliyorum,” gibi cümleleri duymak istemezler. Ortada bir sonuç olmadan kendilerine değer verilmesini, emek harcamadan sevilmeyi ve memnun edilmeyi beklerler. İşler yanlış gittiğinde ise faturayı hemen başkalarına keserler; sadece diğer insanları sorumlu tutarlar.
Güçlü Bir Takım Kurmanın 3 Altın Kuralı
Başarılı bir organizasyon inşa etmek istiyorsanız, takımınızı şu üç adım üzerine kurmalısınız:
- En iyileri grubunuza katın ve onları elinizde tutun.
- Yapılması gerekeni açıkça ortaya koyun.
- Bırakın yapılması gerekeni yapsınlar. İnsanların işi sahiplenmesine izin verin ki, siz de yalnızca bir lider olarak sizin çözebileceğiniz büyük problemlere odaklanacak zamanı bulabilin.
Ancak insanları işleriyle baş başa bırakmadan önce şu iki esası mutlaka yerine getirmelisiniz:
- Sorumlulukları Netleştirin: Kimin neden sorumlu olduğunu açıkça belirleyin. “Bu senin sorumluluğun, bundan sen mesulsün” deyin. Net bir konuya yoğunlaşmak herkesi etkin hale getirir. Sorumluluk sınırları belirsiz olduğunda insanların dikkatinin dağılmasına izin vermeyin. Sorumlu olunan ve olunmayan alanları net çizdiğinizde, onlara odaklanma ve başarılı olma özgürlüğü vermiş olursunuz.
- Sorumluluğu Yetkiyle Birleştirin: Karar mekanizmasını, yapılan işe mümkün olduğu kadar yakınlaştırın; yani yetkiyi dağıtın. Mikro yönetimden (her küçük şeye müdahale etmekten) kaçının. Her şeyle birebir ilgilenmek için kafanızı patlatmayın. Sorumluluk ne kadar derindeyse, yetkiyi de o kadar derine indirin. Asla yetki vermeden sorumluluk yüklemeyin.
İçteki Lideri Uyandırmak: Üstün Etkinlik İçin 3 Olmazsa Olmaz Koşul
Üstün etkinlik seviyesindeki insanların, içlerindeki lider potansiyelini uyandırmak ve onları harekete geçirmek için sahip olmaları gereken üç kritik koşul vardır. Eğer ekibinize bu üç şeyi verebilirseniz, önünüz tamamen açık demektir:
1. Önem (Değer Katmak)
Yaptığı işe ruhunu, emeğini, sahip olduğu her şeyi koyan tanıdığım tüm kaliteli insanlar “önemli” olmak istiyordu. Fark oluşturacak işler yapmaktan, değer katmaktan bahsediyorum. Bu insanların düşünce yapısı şöyledir: “Yaptığım işin bir fark oluşturduğunu, bir değer kattığını bilmek isterim.” Kendilerinin ve yaptıkları işin değerli olduğunu hissetmek isterler.
2. Güç Vermek (Yetkilendirmek)
Harekete geçmek, ortaya büyük işler çıkarmak, değer katmak ve başarılı olmak için liderin kendilerine güvenip yetki verdiğini, yani o gücü arkalarında hissettiklerini bilmeleri çok ama çok önemlidir.
3. Zorluk (Meydan Okuma)
Onlara risk alacakları, başarmak için kendilerini geliştirmek zorunda kalacakları, sınırlarını esnetecek ve onları büyümeye zorlayacak hedefler verin. Büyük zorluklara meydan okumak, gelişimin ve büyümenin en büyük davetçisidir.
Liderlikte Durağanlığa Yer Yoktur
Şu soruları kendimize sormamız gerekir: Nerede olduğumuzu anlıyor muyuz? Nereye gittiğimizi biliyor muyuz? Hedefe vardığımızda aynı insan olarak kalmayacağımızın, bu yolun bizim gelişmemizi zorunlu kıldığının farkında mıyız?
Eğer daha önce bulunmadığım bir noktaya, bir adım daha ileriye gitmek istiyorsam, kendimi daha da geliştirmeliyim, daha çok büyümeliyim. Bu hem benim için hem de buradaki herkes için geçerli bir kuraldır. Yaşam durmaz. Kendini geliştirmeye her gün devam etmek zorundasın. Eğer sen lider olarak durursan, altından o muazzam gelişimin içinden birileri sıyrılıp seni geçer. Bu gerçekleşirse sahte bir lider konumuna düşersin ve gerçek liderliği kaybedersin.
Unutmayın: “Her şeyi biliyorum, artık zirveye vardım, bu organizasyonu yönetmenin kitabını yazdım” diyebileceğiniz hiçbir seviye yoktur. Liderliği otomatik pilota alabileceğiniz tek bir an bile yoktur. Yokuş aşağı gitmek hariç, hayatta hiçbir şey kendiliğinden iyiye gitmez.
İnsanları En İyi İle Donatmak ve Liderliğin 3 Kategorisi
Geçenlerde bir liderlik toplantısında not aldığım gibi; insanları en iyi ile donatmaktan kastım, yapıcı olmak ve onları desteklemektir. Enerjinizi insanları desteklemek için kullanın; çünkü organizasyonu kuracak olanlar onlardır. Bizler büyük işler kurma işinde değiliz; bizler büyük insanlar donatma işindeyiz. İnsanları destekler ve büyük şahsiyetler olmaları için donatırsak, o büyük insanlar hayatta ihtiyacınız olan her şeyi size zaten verirler. Küçük insanların, isteseler bile vizyonsuzluktan dolayı veremeyecekleri şeyleri size sunarlar.
Bu bağlamda liderliği üç ana kategoriye ayırabiliriz:
- Yönetmek
- Donatmak
- Geliştirmek
Hepimiz yönlendirmenin ve yönetmenin ne olduğunu biliyoruz. Ancak kendinizi insanları donatmaya ve geliştirmeye adadığınızda, liderliğin ikliminde 10 muazzam değer filizlenir:
- 1. Arkadaşlık: İnsanlar için bir anlam ifade ettiğinde ve samimiyetle harmanlandığında ortaya çıkan en güzel bağdır.
- 2. Saygı: Karşılıklı üretkenlikten doğan, ayaklarınızı yerden kesen o asil duygu. Onların size, sizin onlara duyduğunuz derin saygı.
- 3. Sadakat: Dışarıdan gelen ziyaretçilerin ekibinize bakıp, “Keşke benim grubumda da böyle sadık insanlar olsa” diye imrendiği o bağlılık. Bunun sırrı, bir lider olarak hayatınızı, tecrübenizi onlara aktarabilmenizdir.
- 4. Korumak: Ekibinizin sizi bir kalkan gibi korumasıdır. Sizi düşünerek, size göz kulak olarak, hatta bazen neredeyse şefkatle yaklaşarak grup için en iyi olanı liderin ellerine teslim etme becerileridir. Sizi kollarlar.
- 5. İnanmak (Kaliteli Gerilim): Ekibimdeki herkesle teke tek oturup bilmek istedikleri, anlamadıkları veya derinleşmek istedikleri konular hakkında konuşurum. İki insanın birbirinin daha iyi olması için çabaladığı o anlarda “kaliteli bir gerilim” oluşur. Bu gerilim, en iyinin ortaya çıkması için zor sorular sormaktan çekinmeyen yapıcı bir inancın eseridir.
- 6. Güven: Bu duygunun büyüklüğünü fark ettiğinizde, içinizden “Allah’ım, bu insanların bana olan güvenini sarsmama asla izin verme” diye dua edersiniz.
- 7. Birlik: Takımınıza baktığınızda kendi sesinizi, kendi fikirlerinizi, felsefenizi ve kavramlarınızı başka ağızlardan duyarsınız. Tıpkı etrafınızda sizin aktardıklarınızı başkalarına köprü kurarak anlatan “küçük Maxwell’lar” görmek gibidir.
- 8. Büyüme: Geriye dönüp baktığınızda insanların ne kadar büyüdüğünü görürsünüz. Bir ya da iki yıl önceki hallerinden ne kadar farklı ve olgun olduklarını hayranlıkla izlersiniz.
- 9. Zafer: Takımda kazananlara ait, özel bir atmosfer oluşur. Duruşlarıyla sanki, “Şu an buradayız ve nereye gideceğimizi çok iyi biliyoruz” mesajı verirler.
- 10. Kazanılan Değer: Ekibinize bakıp gururla, “Bugün daha iyi bir lider olmamın asıl sebebi bu insanlardır” dersiniz.
İşte tam o an fark edersiniz ki; liderlik eğitimlerinin, çekilen onca çilenin tüm özeti budur: İnsanları üstünlükle donatmak ve fark oluşturmaları için onları yukarıya taşımak.