Liderlikte Öfke Tuzağı: İhtiyaç, Ego ve Kendini İspat Çabası
Liderlik, sadece bir topluluğu veya kurumu yönetmek değil; her şeyden önce liderin kendi iç dünyasını, duygularını ve egosunu yönetebilme sanatıdır. Bir organizasyonda işler yolunda gitmediğinde, insanlar belirlenen hedeflere veya mekânlara yönelmediğinde liderlerin en sık düştüğü tuzak öfke ve serzeniş duygusudur. “İnsanlar neden gelmiyor?”, “Neden desteklemiyorlar?” diye yükselen her ses, aslında liderin yönetim tarzındaki bir tıkanıklığın dışavurumudur.
Peki, bir lider insanlara neden kızar? Ve daha da önemlisi, bir liderin insanlara kızmak gibi bir lüksü var mıdır?
Gönüllülük esasına dayalı organizasyonlarda, topluma yön veren, istikamet gösteren kurumun temsilcilerine çok büyük bir emanet teslim edilmiştir. O kurumun büyümesi ya da küçülmesinin sorumluluğu ve etkisi, yukarıdan aşağıya doğrudur. Baş sorumlu baştakidir. İkinci aşamada sorumlu, kolların başındaki liderliktir; üçüncü aşama da yönetim kurulları ve sonra üyelerdir. Baş, her şeyin en etkin belirleyicisidir. Kurumu cazibe merkezi haline getirmek, insanları “kapıdan kovsan bacadan girilecek” bir organizasyon yapısına kavuşturmak liderin sorumluluğudur. Liderin sempati aramak, şikayetlenmek ya da hayıflanmak gibi bir lüksü yoktur.
1. Öfke, Gizli Bir “Muhtaçlık” İtirafıdır
İçinde bulunulan duruma öfkelenmek lazımdır. Hizmette yetersiz kalınıyorsa kızmak hakkınızdır; ama kime kızdığınıza bakın. Sorumluluk liderindir. Kızılacak olan da liderin kendisidir. Takipçilerine kızan bir lider kadar acınası bir kişi yoktur. Psikolojik ve yönetsel açıdan bakıldığında, insanlara kızmak, aslında onlara ne kadar ihtiyacınız olduğunun üstü kapalı bir itirafıdır.
Bu gerçeği daha net görebilmek için insan ilişkilerindeki şu çarpıcı örneğe bakmak yeterlidir:
Üç yaşında bir çocuğun sizin isteklerinizi yerine getirmemesine, hatta size söylediği kötü bir söze bile asla hakaret gözüyle bakmaz, ona gerçek anlamda öfkelenmezsiniz. Çünkü o yaştaki bir çocuktan bir beklentiniz yoktur; onun sözleri veya tavırları sizin yetişkin dünyanız için bir tehdit oluşturmaz. Ancak aynı tavrı veya sözü bir yetişkinden gördüğünüzde bu durum incitici, üzücü ve kırıcı hale gelir.
Neden? Çünkü o yetişkini sayıyor, önemsiyor ve dolaylı olarak onun varlığına, onayına ihtiyaç duyuyorsunuzdur. Eğer o insanlara, onların varlığına ve desteğine ihtiyacınız olmasaydı, gelmemeleri sizde bir öfke uyandırmazdı.
İşte bu yüzden liderlikte öfke ne kadar büyükse, arka plandaki muhtaçlık, karşı tarafı önemseme, ona duyulan gizli hayranlık ve ilgi beklentisi de o kadar büyüktür. Bir lider, kitlelerin desteğine muhtaç olduğunu kendine itiraf edemediğinde, bu muhtaçlık hissi maskelenerek öfkeye dönüşür. İster kabul edilsin ister edilmesin; her liderin dönüp kendini bu bakış açısıyla ciddi bir hesaba çekmesi gerekir.
2. Karşılanmayan Beklentiler ve İncinen Ego
Öfkenin en büyük besleyicilerinden biri, liderin kendi zihninde büyüttüğü yüksek beklentilerdir. Lider, projesinin, fikrinin veya yönettiği mekânın kusursuz olduğuna inanabilir. Bu inanç zamanla tehlikeli bir boyuta ulaşır ve lider “kendi fikirlerine aşık olmaya” başlar.
Kendi fikrini kusursuz gören lider, insanlardan tam bir itaat ve katılım bekler. Bu beklenti karşılık bulmadığında ise liderin egosu incinir. İncinen ego, hatayı kendi yönetim tarzında aramak yerine, karşı tarafı “vefasızlıkla”, “ilgisizlikle” veya “duyarsızlıkla” suçlayarak kendini rahatlatmaya çalışır.
3. Kendini İspatlama Çabasının Boşa Çıkması
Her insan, yaptığı işin başarısıyla takdir edilmek ister. Ancak bazen liderler, başarıyı sadece “rakamlar, kalabalıklar ve alkışlar” üzerinden ölçerler. Mesele, topluma hizmet etmekten çıkıp, liderin “bakın ben nasıl da başardım” diyerek kendini ispatlama yarışına dönebilir.
İnsanlar gelmediğinde veya fikirler rağbet görmediğinde, liderin o görünmez vitrini sarsılır; kendini ispatlama çabası boşa çıkar. İşte o an yaşanan hayal kırıklığı, dışarıya insanlara yönelik bir kızgınlık olarak yansır. Oysa insanlara kızmak, boşa çıkan bu çabanın doğurduğu çaresizliği gizleme gayretinden başka bir şey değildir.
4. İstişare Kültürü ve “Aşağıdan” Gelen Fikirlere Kapanan Kulaklar
Etkin bir liderliğin en büyük düşmanı hiyerarşik kibridir. Bazı liderler, sahip oldukları makam veya unvan sebebiyle en doğruyu sadece kendilerinin bildiğini zannederler. Statü olarak kendilerinden daha “aşağıda” gördükleri insanların sunduğu yapıcı fikirleri, eleştirileri veya çözüm önerilerini dinlemeyi bir zafiyet olarak algılarlar.
Oysa kadim yönetim anlayışımızın temelini oluşturan istişare (katılımcı yönetim), hiyerarşi dinlemez. En parlak çözümler, bazen organizasyonun en alt kademesindeki, sahayı en iyi bilen insanlardan gelir. Fikirleri söyleyenin makamına göre tartan bir lider, kendi doğrularının hapishanesinde yalnızlaşmaya mahkûmdur. Kulaklarını aşağıdan gelen seslere kapatanlar, gün gelir etraflarında hitap edecek kimseyi bulamazlar.
5. Geri Bildirimi Olgunlukla Karşılamak ve Yüzleşme Cesareti
Her türlü eleştiriye ve geri beslemeye açık olabilecek kadar olgun ve kendisiyle yüzleşebilecek kadar samimiyete ihtiyaç vardır. Size herhangi bir konuda eleştiri geldiğinde, bunu kendinizi insanlarınıza daha iyi anlatmak için bir araç ve daha da düzeltmek için bir fırsat olarak mı görüyorsunuz, yoksa içgüdüsel bir savunma mekanizması mı geliştiriyorsunuz?
Birisi size “anlayışsız”, “katı”, “dik kafalı” veya sizi çok kızdıracak bir kelime olan “samimiyetsiz”, “riyakar” dediğini düşünelim. Bu ithamlar karşısında incinmemek neredeyse imkansızdır. Ama bunu duyunca hemen savunmaya geçmektense, neden bu şekilde algılandığınızı gözden geçirmeniz gerekir. Özellikle de bunu birkaç ayrı kişiden duyuyorsanız, aslında tamamen sorumluluk sizdedir. Evet, kabul, kötü birisi değilsinizdir. Ama insanlar sizi bu şekilde algılıyorsa, sizin burada kendinizi sunma ve anlatmada bir sıkıntınız olabilir. Odaklanmanız gereken şey “Ben bu suçlamaları kabul etmiyorum” demek değil, bir daha bu suçlamalara maruz kalmamak için hal, tavır ve stilinizi gözden geçirmektir. Hatta iddia ediyorum ki, bu tutum sizin altıncı hissiniz haline gelene kadar çabalamalısınız.
Bizim organizasyonumuzda bunun en güzel örneği etvo.org sitemizdeki “Bize Yazın” bağlantısıdır. İnsanların isim vermeden istedikleri gibi bizi eleştirebilmeleri için bu linki sayfamıza yerleştirdik ki, kendimizi daha ileriye taşıyacak, insanımızı daha sıkı sarmalayacak bir iletişim kanalı kurabilelim. Hatta bu yazımızdaki ve sitemizdeki gözünüze çarpan hataları, eksikleri şimdi hemen Bize Yazın linkine tıklayarak bize iletebilir ve bu sayede bizim gelişimimize inanılmaz bir destek sunabilirsiniz.
Sonuç: Bizim İnsanlara Kızmak Gibi Bir Lüksümüz Var mı?
Kesinlikle hayır. Yönetim felsefesinde ve gönül dünyasında, liderin insanlara küsmek, darılmak veya kızmak gibi bir lüksü yoktur.
Liderlik bir tahakküm (baskı) alanı değil, bir tebessüm ve hizmet alanıdır. İnsanların bir yere gelmemesi veya bir fikre katılmaması bir “sonuç”tur. Vizyoner bir lider, sonuca kızarak zaman kaybetmek yerine, aynayı kendine tutar ve şu soruları sorar:
- Ben insanlara neyi eksik verdim ki gelmiyorlar?
- Kurduğum iletişim dilinde itici olan ne var?
- Egom, hakikati görmeme engel mi oluyor?
Unutmayalım ki, kapıları açan şey anahtarın sertliği değil, yuvasına olan uyumudur. İnsanların gönül kapısını açmak da sertlikle ve öfkeyle değil; tevazu, istişare ve samimiyetle mümkündür.