İnsanları Donatmak

Kötü bir kişi olduğunuz için değil, liderlik becerileriniz yetersiz kaldığı için organizasyonunuza fark etmeden zarar verirsiniz. Bazen o büyük engel sizsinizdir. Peki, gerektiğinde geri çekilecek kadar gerçek bir lider misiniz?

8. DERS: İnsanları En İyiyle Donatmak

1969 yılında insanlarla çalışmaya başladığımda bırakın öğretmeyi, insanları donatmak ile ilgili kimse bana bir şeyler söylememişti. Başkalarıyla ilişkide disiplinden söz eden bir ders de almamıştım. Bütün eğitimim boyunca mümkün olan en iyi insanları etrafıma toplayıp yükü nasıl paylaşabileceğimiz ile ilgili bir tek söz bile duymadım. 1969’da eşim ile küçük bir organizasyon ile çalışmaya başladığımızda her şeyi biz yaptık. Yapılması gereken şeyleri yapacak bizden başkası yoktu. Eşimle ben, her şeyi ama her şeyi biz yapıyorduk. Heyecanlı, duygulu bir hikâye duymak istiyorsanız bir gün anlatırım. Organizasyon büyüdükçe daha çok çalışmaya başladık. Daha uzun saatlerimizi koyduk işe. Daha erken kalktık. Geç saatlere kadar çalıştık. 30’dan 300’e çıktığında insanları disipline ettiğimiz, iş bölümü yaptığımızı söylemek isterdim ama hâlâ her şey benim ve eşimin omuzlarındaydı. O günlerde bir şeylerin doğru olmadığını biliyordum. Bir insan olarak, bir lider olarak bunun böyle devam edemeyeceğini biliyordum. Ama ne yapılması gerektiği konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu. Bildiğim tek şey böyle olmaması gerektiğiydi. İkinci grupla çalışmaya başlayana kadar ne yapmam gerektiğini bulamadım.

İkinci grup çok daha büyüktü ve büyümeye devam ediyordu. Bir gün anladım ki, bir şekilde doğru insanları etrafıma toplamalıyım. İş bölümü yapmalı, onlara nasıl yapılacağını öğretmeli, bir şekilde onları yüceltip yapacakları işi başarıyla bitirmeleri için yetkilendirmeli ve onların yükü kaldırmalarına izin vermeliydim. İkinci grupla çalışmaya başladığımda konuyla ilgili henüz bir eğitimim yoktu ve henüz konuyla ilgili bir kitap bile okumamıştım. Etrafımda konuyla ilgili yardım alabileceğim kimse de yoktu. Aslında önümüzdeki günlerde kimsenin bana öğretmediği dört beceri hakkında seminer vermeye hazırlanıyorum.

Bir gün oturdum ve yaptığım işte etkin olmak için ne yapmam gerektiğini düşündüm. Etkin olabilmek için yapmam gereken dört şey vardı. İlk beceri insanları donatabilmekti. Bu konuşmanın konusu da bu. Diğerleri liderlik becerileri, insan ilişkilerinde beceri ve davranış becerileriydi. Ve benim bu becerileri geliştirmem gerekiyordu. Arkama yaslanıp gülümsedim ama içimden ağlamak geliyordu. Hayatın o acı tatlı anlarından biriydi. Oturduğum yerde gülümsedim; çünkü bu becerilere ihtiyacım olduğunun farkına varmıştım. Sonra ağladım; çünkü aldığım eğitim bunları vermeyi başaramamıştı. İşte bu nedenle her ay eğitimimiz var. Ne denir? Açığı kapatmak mı? Bilmediklerimizi yeniden öğrenmek mi? Ama bu araçlar şimdi sizin ellerinizde ve bu araçları liderlerimizin ellerine vermelisiniz.

İkinci grupla ikinci senemde oturup kendimce yollar aramaya başladım. En doğrusu olduğunu söylemiyorum; çünkü bugün kesinlikle farklı yapardım. Fakat her geçen gün büyüyen grubun sorumluluklarını paylaşacak kimleri etrafıma toplamalıyım diye düşündüm ve planlı bir şekilde bu insanlarla oturup konuşmaya başladım. Bu toplantıları her hafta yaparak bu kilit kitlenin büyümesini sağladım. 3 yıl sonunda tüm grup 1.000 kişiye ulaşmıştı ve kilit grup ise 180 ila 200 kişi olmuştu.

Birçoğu sorumluluğu almaya başlamışlardı; çünkü haftalık toplantılarda insanları donatıyorduk. Gerekli eğitimi birlikte yürütüyorduk. Bugün geriye baktığımda pek de iyi yapamadığımı düşünüyorum ama o günlerde bana doğrusunu gösterecek kimsem yoktu. Yapılması gerekeni görmüştüm ve kendi bildiğim kadarıyla o kadar yapabilmiştim.

İşte bu nedenle şu anda konumuz insanları etrafınıza çekmek. Etrafınıza insanları çekmek önemli ama doğru insanları çekmek daha önemli. Daha da önemlisi onların doğru şeyleri öğrenmesini sağlamak; çünkü ancak bu sayede onlar en iyiler olabilirler. İşe başvuran herkesi işe alamayacağınız gibi, bu da “Kimler yapacak?” diye sorup yapmak isteyenlerle başlamaktan daha farklı bir şey.

Konumuz insanları en iyi ile donatmak. İnsanları en iyiyle donatmaya çalışacağız; çünkü etkili ve üretken insanlar istiyoruz.

Büyük liderler o anda sahip oldukları sonuçlarla asla tatmin olmayanlardır. Onlar devamlı daha fazlası ve daha iyisi için çabalarlar. Bir liderin kafasının böyle çalıştığına inan; asla ama asla yetinmezler. Tatminsiz birinden bahsetmiyorum. Büyüme tatmin edicidir. “Hiç hayalim olmadı, hiçbir hedefime ulaşamadım” diyen birinden veya bezgin bir isteksizlikten de bahsetmiyorum. Bahsettiğimiz, büyük liderlerin devamlı kendilerini geliştirme ve yetiştirme çabaları.

Konumuz aslında kendimizi ve diğerlerini yetiştirmek. Hemen söyleyeyim: Kendinizi geliştirip büyütmedikçe başkalarını geliştirip büyütemezsiniz. Ve eğer başkaları gelişip büyüyor ve siz lider olarak yerinizde sayıyorsanız insanlar kampı terk etmeye başlarlar. Her şey altüst olur. Büyüme her iki tarafta da olmalı. Liderin büyümesiyle donattığınız insanların büyümesi beraber olmalı. Bu arada şunu ekleyelim: Konumuz mükemmel olmakla ilgili değil. Bunu söylememin sebebi, en iyiyle donatmak deyince genelde akla mükemmeliyetçiliğin gelmesi. Konumuzun mükemmeliyetçilikle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Tabii en iyisini istiyoruz. Kesinlikle mümkün olduğunca az hata yapmak istiyoruz.

Öğreneceğimiz, daha üretken olmak; organizasyon içinde, işimizde, yaşamımızda üretkenlik seviyesini yükseltmek. Zig Ziglar, “Başarı, sahip olduğunuz becerilerin en iyi şekilde kullanılmasıdır.” diyor. Bu söz kişiler için doğru, grup için ise başarı; etrafınızdaki insanları en iyi şekilde yerleştirme ve yetiştirmenizdir. Zayıflıklar yerine güçlü yanlara yönelen bir takım haline gelene kadar… Herkesin potansiyelinin en üst seviyesinde çalışması, herkesin uyumla diğer insanlara ulaşması ve grubun tam potansiyeli yakalaması… Yoksa ortalamayı yakalamak değil; bizim arzuladığımız hedef bu.

İnsanları en iyiyle donatmak konusunu hazırlamak için oturduğumda bütün malzemeleri masamın üzerine hazırladım. Sonra da dua ettim. Bu kasetin açık ve basit olmasını istiyordum. İletişim kurma becerilerine ihtiyacım vardı. Konunun karmakarışık bir hale gelmesini istemiyordum. İnsanları donatmak konusunu her dinleyenin kavrayabileceği seviyeye indirmekti amacım. Kafamdaki her şeyi boşaltıp dua ettim ve sonunda aklıma üç basit adım geldi. Bu adımlar o kadar basitti ki neredeyse size söylemekten utanacağım. Kendi geçmişimde geçtiğim yolları bildiğimden bu adımları size de vereceğim.

Evet, adımlar basit ama uygulama biraz karışık. Bunu da anlamanızı istiyorum. Size bu basit adımları verdiğimde uygulamaya koymanın çok daha zorlu olacağının farkındayım. Fakat dinleyen herkesin işin özünü kavrayacağından eminim. Şimdi üç basit adım:

Bir numara; en iyi insanları bul ve onlara sahip çık. Çok basit. Bulabileceğiniz en iyi insanları buluyorsunuz. Bulduğunuzda onları kaybetmemeyi başarmalısınız. Bunu söylüyorum; çünkü size öğretmeye çalıştığım şey insanları en iyiyle donatmak. Eğer en iyi insanları bulamaz, bulduğunuzda da kaybederseniz en iyisine hiçbir zaman ulaşamazsınız. En iyi sonuçları istiyorsanız, üstünlük sağlamak istiyorsanız, bulabileceğiniz en iyi insanları bulmalı, onları koruyabilmelisiniz. Grubunuzda kalmalarını sağlayabilmelisiniz. Düşük etkinlik ve düşük üretkenlikle üstün başarılar elde edilmez. Öyleyse bulabileceğiniz en iyi insanları bulmalı ve onların sizinle kalmalarını sağlamalısınız.

İkinci adımımız; yapılması gerekenin ne olduğunu açıkça ortaya koyun. En iyileri bulduğunuzda oturup onlara ne yapılması gerektiğini anlatın. Yapılacak işi tarif edin. Aslında daha da fazlası, uygulamaları adım adım birlikte paylaşın. Anladıklarından emin olun. Onlar bazı başarıları elde edene kadar her adımda yanlarında olun. Kısacası yapılması gerekeni açıkça görmelerini sağlayın. Yapılması gerekeni emretmekten ya da ellerine yapılacak işler listesi vermekten daha fazlasını, yani onların yapmasını istediğiniz şeyi tam anlamıyla kavramalarını sağlamaktan bahsediyorum.

Üç numara; bırakın yapsınlar. Yapsınlar diye bırakamayacağınız insanlar, zaten başında istediğiniz üstün sonuçlar için seçmemeniz gereken insanlardır. Yapılması gerekeni yapması için bırakamıyorsanız baştan doğru seçim yapmamışsınız demektir. Her yerde liderlerin bazılarının yaptığı bir şey var: Gidip birilerini buluyorlar, en iyilere odaklanmıyorlar, sonra da ikinci adıma atlayıp yapılması gerekeni yapmalarını bekliyorlar. Birlerinin işi yapmasını bekliyorsanız işi onlara vermeden önce üstün özelliklerinden emin olmalısınız. Söylemek istediğim; birine “İşte iş bu” deyip bırakıp gidemezsiniz. Bunu ancak işin temellerini zaten bilen, kendisini kanıtlamış bir insanı ödüllendirmek için yapabilirsiniz. Böylelikle bilgi ve tecrübelerini, işi yapmaktaki becerilerini kullanarak, sonuç alarak kendilerini iyi hissetmelerini sağlarsınız. Açıkça gördüğünüz gibi onları bırakmak yapılacak en son şey. Öncelikle bulabildiğiniz en iyileri seçeceksiniz, sizinle kalmalarını sağlayacaksınız, sonra yapılması gerekeni açıkça göstereceksiniz, sonra yapabileceklerini gösterdiklerinde onlara bırakacaksınız ki en iyi sonuçları alsınlar. İşte bu üç basit adım.

Şimdi bu basit aşamaların ardındakileri, oradaki bazı kavramları ele alalım. Bu üç basit adım; insanları en iyiyle donatmak, böylelikle de üstün sonuçlar almalarını sağlamak içindi.

Şimdi ilk adıma; en iyi olanları bulmak ve onlara sahip çıkmaya gelelim. Burada dikkate almanızı istediğim dört kavram var. Bu bölümü anlatırken çok heyecanlanıyorum.

Birincisi; en iyi olanları aramak ve onların kalmasını sağlamak bir liderin en önemli işidir. Bir lider olarak yapacağınız en önemli şey iyi olanları bulup grupta kalmalarını sağlamak. İyileri bulup onlara sahip çıkmanın neden en önemli görev olduğuna inanıyorum biliyor musunuz? Bunun birkaç sebebi var, şimdi sizinle onları paylaşacağım. Neden grubunuzdaki insanların en iyiler olmasından, lider olarak siz sorumlusunuz biliyor musunuz? Çünkü düşüş ve yükseliş her zaman liderlikle belirlenir. Daha evvel duymuş muydunuz bunu? Düşen veya yükselen her şey liderliğe dayanır. Bu nedenle gruba çektiğiniz insanların seviyesi sizin liderlik seviyenizi daha baştan ortaya koyacak. Zaten daha başlangıçtan grubunuzun potansiyelini ayarlamış oluyorsunuz.

İkinci sebep; lidere en yakın olanlar o liderin başarı seviyesini belirlerler. Bu oldukça önemli bir sebep.

Üçüncü sebep; bir grubun büyüme potansiyeli, grubu oluşturan insanların potansiyellerine direkt ve doğru orantılı olarak bağlıdır. Bizim grubumuz ne kadar iyi? Bizim grubumuz şu anda buradaki insanlar kadar iyi. Benimle başlayıp en derine kadar biz ne kadar iyi isek grubumuz da o kadar iyi. Bu grupta olamayacak bir şey var: Bu grup, buradaki insanlardan daha iyi olamaz. Grubumuzun kişisel becerilerimiz, kendimize olan güvenimiz ve liderlik seviyemizden daha iyi olması mümkün değil.

1981’de grup 1.000 kişiydi. 1969’da da 1.000 kişiydik. 1.000’in altına da inmedi, 1.100’ü de hiçbir zaman aşmadı. Bir çizgi çizip bir ucuna 1969, diğer ucuna da 1981 yazdım. 12 yıl boyunca tam bir düz çizgi; ne yükselme ne de bir düşüş. Ve bir gün oturduğumuzu hatırlıyorum. 1.000 sayısının üstüne bir hat çektim ve üstüne kocaman bir soru işareti koydum ve sordum: 1.000 kişiye liderlik edip edemeyeceğimiz değil sorgulamamız gereken; çünkü bu kanıtlanmış bir gerçek, gün gibi aşikâr. Burada soru: 2.000 kişiye liderlik edebilir miyiz? Ve soru işaretinin üstüne nokta nokta bir hat daha çektim. Yaşadığımız şehirde binlerce insan yaşıyor, öyleyse etrafımızdaki insan sayısında bir sınırlama yok. Sınırlar buradaki insanlarca konuyor dedim, buna ben de dahilim. Aslında o gün şunları söylediğimi hatırlıyorum: “Eğer grubumuz bir sınıra dayanmışsa bu sınırın aşılması için benim yerimi benden daha iyi bir liderin alması gerekebilir. Böylelikle daha çok insanla bu grup büyümeye başlayabilir.” demiştim. O gün paylaştığımız konu şuydu: Eğer grubumuz bir sınıra takılıp kalmışsa bunun sebebi, ben de dahil olmak üzere o toplantıdaki tüm insanlardı. 2 yıl sonra sayımız 2.000’e ulaştığında hatları tekrar çizdim, soru işaretini koydum, en üste 3.000 yazdım. Tekrarladığım öğreti; grubun sayısı bizlerin liderlik becerilerimizle sınırlıdır. Bunu değiştirmenin yolu ya biz daha iyi liderler oluruz ve etkili şekilde daha çok şey yaparız ya da lider de dahil olmak üzere daha iyilerini getiririz ki daha iyi şeyler yapılabilsin. Şunu bilir, şunu söylerim: Bir organizasyonun seviyesi, o organizasyon içindeki insanların becerilerinden daha iyi olamaz.

Hey!… Tüm liderler!… Size sesleniyorum. Etrafınıza topladığınız insanların, organizasyonun büyüklüğünü belirleyeceğini anlamanızı istiyorum. Öyleyse etrafınıza topladığınız insanlar ne kadar iyi olursa ve siz onları ne kadar iyi donatırsanız grubunuz o kadar iyi olacak; çünkü düşüşler de yükselişler de liderlik kalitesine bağlıdır.

Birinci kavramımız: Liderlerin en önemli görevi, daha iyileri bulmak ve onları grupta tutmak. Bu değişmez bir gerçektir.

İkinci kavram; iyiler zor bulunur. Aralıksız arayın onları ve grubunuzda iyiler ne kadar çok olursa olsun onları gruba kazandırın. Başka bir deyişle, çok iyi potansiyeli olan birini bulduğunuzda takıma dahil edin. Bir organizasyonda üretken bir kişiye daha her zaman yer vardır; çünkü onlar kendi katkılarını da birlikte getirirler ya da ortaya çıkarırlar. Tersi bir düşünce de, bir organizasyonda üretken olmayan bir insana hiçbir zaman yer yoktur; çünkü hiçbir zaman katkıları olmayacaktır. Söylemek istediğim şu: Bazen iyi bir fırsatın gelip geçmesine seyirci kalıyoruz; çünkü onlara yer açıp açamayacağımızı düşünürken onlar kendi yollarına devam edip geçip gidiyorlar. Üretken insanların sayısı asla fazla olmaz.

Size Amerikan futbolundan bir örnek vermek istiyorum. Liglerdeki takımlardan biri San Francisco 49ers’ıdır ve Joe Montana bu takımda uzun yıllar çok güzel oyunlar çıkarttı. Fakat onlar Steve Young adındaki aynı pozisyonda oynayan oyuncuyu hiçbir zaman satmadılar. İşte bu yüzden bu takımın sahibine özel bir sempati duyarım. Aynı pozisyonda oynayan birbirinden başarılı iki oyuncuyu da takımda tuttu. Steve Young; Amerika’nın birkaç takımı dışında hepsinde yeniden başlayıp başarılı olabilecek ülke çapında beş oyuncudan biri olmasına rağmen takımda kaldı. Takımın sahibi biliyordu ki iyi oyuncu hiçbir zaman takıma fazla gelmezdi. Yeterinden fazla iyi oyuncusu olan takım diye bir kavram yok. Ayrıca bu sene Joe Montana sakatlandığında takım kazanmaya devam etti. Hiçbir zaman yeterinden fazla iyi adama sahip olamazsınız.

Üçüncü kavramımız; etkinlik seviyesi düşük olanları organizasyondan uzaklaştırmak. Bu kavram yüksek potansiyele sahip olanları bulmak kadar önemli. Konumuz insanları en iyiyle donatmak olduğuna göre neden düşük kapasiteyi uzaklaştırmak, yüksek kapasiteyi bulmak kadar önemlidir? Çünkü hatırlatırım; bir zincir en zayıf halkasının taşıyabileceği kadar yük taşır ve bir organizasyonun ulaşabileceği en yüksek hız en yavaş üyesinin hızı kadardır. Bu kavramları anladığınız zaman görürüz ki gücümüzün seviyesini en zayıf noktamız belirler. İşte bu yüzden bunu anlamalı ve gerekli gelişme ve büyümeyi sağlamalıyız.

İki gün önce 250 kişiye bir konu hakkında eğitim verdim. Bu eğitimi vermek istiyordum. Birkaç gün üstünde çalışıp ele aldığım konu; pahalı büyüme, kolay büyümeye karşıydı. Eğitimin ana teması, grubun büyüme hızı durduğunda bedelin çok yükselmesiydi. Bedelin maddi bir bedel olması gerekmez. Grup büyüme hızı durduğunda gruptakilerin grubu büyütmek için vermek ya da yapmak istediklerinden çok daha fazla bir artış olması gerekir. Bu değişmez bir gerçek. Bunu açıklamak için bedele ilişkin 9 örnek verdim. Bu örneklere girmeyeceğim. Konumuz insanları en iyiyle donatmak ve en iyileri bulmak olduğundan, doğal kararlarla doğal olmayan kararların çatışmasını ele alacağım. Doğal kararlardan konuşurken 250 kişilik salonda çıt çıkmıyordu. Doğal kararlar eğlencelidir. Büyüme aşamasında kararlara eğlence katılır. İki kişi daha geldi; daha büyük salon, yeni eklemeler… Yarın bugünden daha iyi olacak, para akıyor, herkes “Evet” diyor. Ama ya doğal olmayan kararlar?…

Yeterince tecrübesi olan her lider neden bahsettiğimi çok iyi bilir. Ve farkında mısınız, sizler bile sessizleştiniz? Bir üyenin gitmesine izin verirken alınan doğal olmayan karar nasıldır? Ya da bir grup üyesini gruba zarar verdiği için uyarmak? Şimdi birdenbire tamamen farklı bir duygu alanına girdik. Kolay değildir. Kendi geçmiş uygulamalarıma bakarsam şimdi biraz şeffaflaşacağım. Bütün hayatım boyunca bir lider olarak insanları yönlendirirken bazı çalışanları uzaklaştırmada üç seviyem oldu.

İlk seviye en kolayıydı. En kolay seviyede iki kişiyi uzaklaştırdım; çünkü işe yaramaz tiplerdi. Yani kötü bazı şeyler yapmışlardı. Kolaydı; çünkü ahlaki kavramlar ve verilen zararlar vardı. Ve herkes “Çok iyi yaptın. Allah’tan senin gibi biri var. Yoksa bunların daha neler yapacağını kim bilebilir?” gibi sırt sıvazlamalar falan… Öbürlerinin ne olduğunu düşünmedim desem yalan olur ama bu kararı vermek gerçekten çok kolaydı. Kolay olan bir tane daha var: Bazen de onlar geliyor karşıma oturuyorlar, “Ben şu… şu… şu… sebepten dolayı gitmeliyim” diyorlar. Kimseyi zorla tutamam ki. Yolunuz açık olsun, şansınız bol olsun, başarılar dilerim. Bu da kolay.

Fakat zor olana gelince; ilk iki kolay olanlardaki gelişmeler yok. Kötü bir şey de yapmamışlar, kendileri de gitmek istemiyorlar ama büyümeye engel oluşturuyorlar. Yani büyüme öyle bir seviyeye gelmiş ki onları aşmış. Hey! Liderler, size sesleniyorum!… Bazen bu kişi sizsiniz. Kulak verin!.. Tam kalbimden konuşuyorum. Kötü bir şey yaptığınız için ya da kötü bir kişi olduğunuz için değil, liderlik becerileriniz yetersiz kaldığı için organizasyona zarar verirsiniz. Böyle bir şeyi fark ettiğinizde lütfen arkanıza yaslanıp düşünmek için kendinize bir şans tanıyın. Sorgulayın kendinizi. Kendinizi daha fazla geliştirip büyüyecek ve organizasyonu da büyütecek misiniz? Yoksa tam bir lider gibi mi davranacaksınız? Gerçek liderler ne yapar biliyor musunuz? Organizasyonun kendilerini aştığını fark ettiklerinde organizasyonun iyiliği için geri çekilirler. Her zaman söylerim: Liderliğin gereği, organizasyonu kişisel menfaatlerin üstünde tutmaktır. Ve bunun da çok az rastlanan bir özellik olduğunu biliyorum ama çok doğru, çok çarpıcı ve çok yapıcı.

Çok önemli olduğunu düşündüğüm bir kavramı daha paylaşayım sizlerle. En iyileri ve onların kalmasıyla ilgili bir kavram daha… Bir sonraki dersimizde buna devam edelim.