Bağ Kurmak

Birçok liderin yaptığı en büyük hata; bağ oluşturmanın aslında liderin sorumluluğu olmasına rağmen, bunun grubun sorumluluğu olduğunu düşünmesidir. İşte buradan başlayalım. Bunun sorun olduğunu nasıl bildiğimi açıklayayım size:

7. Ders: İnsanlar ile Bağ Kurmak

Liderler insanlarla bağ kurarlar. Hiçbir zaman, hiçbir yerde insanlarla nasıl bağ kurulacağının anlatıldığına rastlamadım. Önümdeki on iki ay içinde kendime sözüm; yapabildiğim kadar bu konu üzerinde düşünmek ve bunu başkalarına aktarmak olacak. İnsanlarla nasıl bağ kurarsınız? Aranızda kimler çocukluğunda tren garına gidip lokomotifleri ve vagonları seyretti? Bir lokomotifin geri geri gidip bir vagonu hareket ettirdiğini gördü mü? Lokomotif geri geri gider, vagonları birbirine yaklaştırır ve hepsi birbirine bağlanır. Aradaki bağın kurulup kurulmadığını kontrol eder.

Bazen ne olur biliyor musunuz? Lokomotif liderler, insanları ile bağ kurmak için geri geri giderler ama bağlanmak yerine sert bir şekilde çarparlar. Sonra da ileri doğru hareket ettiklerinde vagonları raylar üzerinde hareketsiz bırakırlar. Bazı lokomotif liderler var; “Neden vagonlar takip etmiyor?” diye öfkelenmeyin. Çünkü bir bağ kuramadınız. Lokomotif liderler bunu neden yapar bilir misiniz? Çünkü vagonlara dokunduklarında bağlantı kuruldu zannederler. Hayatınızın geri kalanında birçok insana dokunabilir ama bir bağ kuramayabilirsiniz. Onlara merhaba diyebilir, aileleri hakkında her şeyi bilebilirsiniz; ancak birini tanıyor olmanız, bu insanla bağ kurduğunuz anlamına gelmez.

Şimdi bağ kurma konusunu açıklamak için elimden gelen en iyisini yapmaya çalışacağım. Ne kadar iyi olacak bilmiyorum, bu benim için de yeni bir deneyim. Bağ kurmak konusundaki kendi düşüncelerimi bir araya getirip sizlere vermeye çalışacağım. Şimdi umarım bu işi başarısızlığa uğratmam. Eğer aklınızı karıştırırsam lütfen elinizi kaldırın, ben de görmemiş gibi davranayım. Tabii ki hayır; o zaman duracağım. Neden duracağım biliyor musunuz? Duracağım çünkü sizinle bir bağ oluşturmak istiyorum.

Şimdi bir üçgen çizelim. Üçgenin köşeleri gibi bağ kurma sürecinin de üç öğesi var: Kendiniz, diğerleri ve hayattaki amacınız. Bu üç öğeden ikisi arasında bir bağ kurup diğeriyle kopuk kaldığınızda ne olacağını sizlerle paylaşacağım.

Sizinle başlayalım: “Kendim” sözcüğünün yanına “Bütünlük” sözcüğünü koyun. İlk öğreti çok basit: Başkaları ile bağ kurma süreci kendinizle bağ kurarak başlar. Kendinize yabancılaşıp başkalarıyla yakınlaşamazsınız. Kim olduğunuzdan kopuksanız, başkaları ile aranızda bağ kuramazsınız. Kendi kişisel bütünlüğünüzle barışık ve kendisini tanıyan biri olmak zorundasınız. Bunu başarana kadar hiç kimse ile bağ kuramayacaksınız. Evet, kendinizin yanında Kişisel Bütünlük yazıyor.

Üçgenin diğer köşesine, hayat amacınıza doğru yönelin. Kendiniz ve hayat amacınız arasındaki ana caddeye “sebep” diyelim; yaşamak için bir sebebiniz var. Hayat amacı sözcüğünün hemen yanına “Tutku” sözcüğünü koyun. Kendinizle bağ kurmanız gerektiği gibi ya da bütünlük için kendinizi tanımanız gerektiği gibi; işinizle bağ kurmak için de işinize tutkuyla bağlı olmanız gerekir. Şu anda temel duygusal bir bağdan bahsediyorum. Oluşan formüle bir göz atalım:

Sebep – İlişkiler – Ortaklık = Düşük Üretkenlik

Eğer bütün yapmanız gereken kendinizle hayat amacınız arasında bir bağ kurmak olsaydı, hiçbir zaman başarılı olamazdınız. Sadece düşük bir üretkenlikle yetinmek zorunda kalırdınız. Bir şeyler ortaya çıkarırdınız ama düşük kapasiteyle sınırlı kalırdınız.

Şimdi hep beraber ilerleyelim. Üçüncü köşeye gidelim. Bir köşede kendiniz ve bütünlüğünüz, diğer köşede hayat amacı ve tutku var. Üçüncü köşeye yöneldiğinizde, kendinizle başkaları arasında bağ kurmanız gerektiğini fark edeceksiniz. Başkalarıyla bağ kurmanın anahtarı “Anlayış”tır. Anlayıştan da bahsedeceğim. Hayat amacınıza tutku ile bağlandığınız gibi, başkalarıyla bağ oluşturmak için “İlişkiler” gerekir.

Şimdi formül:

Sebep + İlişkiler – Ortaklık = Potansiyel Üretkenlik

Artık üretkenlik potansiyeline sahipsiniz ama bu tam üretken olduğunuz anlamına gelmez; en azından henüz değil. Ama bu hiç de fena değil. Birazdan üç köşeyi birleştireceğiz. Üçgenimize tekrar bakalım. Bir köşede kendiniz ve bütünlük; diğer köşede tutkulu hayat amacı. Son olarak da başkalarıyla ilişkilerinizi geliştirmek için anlayışı kullanıyorsunuz.

Ancak bir kenar henüz birleşmedi. Buradaki mesaj şudur: İşinizi ve insanları sevebilirsiniz ama yine de üretken olamayabilirsiniz. Bir dakika, bir dakika; burası çok önemli. Bunu çok iyi anlamanızı istiyorum, bütün dikkatinizi bana verin: İnsanlarla ilişkilerinizde çok iyi olabilirsiniz, işinize tutkunuz da çok yüksek olabilir ama yine de işinizi kurup geliştiremeyebilirsiniz. Başkalarıyla bir kişi olarak bağ kurabilmelisiniz ve bir şekilde başkaları ile işinize olan tutkunuz arasındaki bağı da kurmalısınız. Yani üçgenimizin üçüncü kenarını çizebilmelisiniz. Üçgenin üç kenarını oluşturan çizgileri çizmedikçe bağ oluşmayacaktır. Anlamanızı istediğim şu: Üç hattan meydana gelen bu bağı kuramadığınız sürece, hep beraber gerçek bir yolculuğa çıktığınızdan emin olamazsınız. Bu üç hattı da oluşturmalısınız. Başkalarının, hayat amacınızla bağını; aynen kendiniz, hayat amacınız ve başkalarıyla bağınızı kurduğunuz gibi kurduğunuz an bakın ne olur:

Sebep + İlişkiler + Ortaklıklar = Yüksek Üretkenlik

Gözünüzün önünde canlandırabiliyor musunuz? Bir anlam çıkartabiliyor musunuz bütün bunlardan? Şimdi son bir kez daha üstünden geçelim ve daha iyi öğrenelim; özellikle başkalarıyla bağ kurmak konusunda. Kendinizle bağ kurmak çok açık ve başlı başına bir öğreti. Ama şöyle bir altını çizeyim: Kendini yönlendiremedikçe başkalarını yönlendiremezsin, yani lider olamazsın. Buna gerçekten inanıyorum. Ayrıca karakter konusunda; saygı kazanmak için üst üste koyman gereken taşların üzerinde yükseleceği temeldir, inancını taşıyorum. Sağlam bir binanın zayıf bir temel üzerinde yükselemeyeceği gibi; sağlam, güvenilir ve zamanla kötüye çıkmayan bir isim de zayıf bir karakterle sağlanamaz. Karakter olmaksızın bütünlük çabaları hiçbir işe yaramayacaktır. Şuna o kadar güçlü inanıyorum ki, bu inancın aksine söylenenlere sadece gülümsüyorum. Bu yolda aksi bilgilere dikkat etmenizi öneririm. Kendinizle bağ kurmayı başaramadığımızda insanlar bunu her zaman anlarlar ve bilirler. Bu süreç bu nedenle kişisel bütünlükle başlar.

Hayat amacınıza bağlanmış olmak, konumuzun kesinlikle küçümsenemeyecek bir bölümüdür. Yaptığınız işi seviyor ve önemsiyorsanız, bundan daha eğlenceli başka bir şey olamaz. Bunu da yaptınız, işinize de bağlandınız. Şimdi başkalarıyla bağ oluşturmaktan konuşalım; çünkü bağlanma süreci çoğunlukla burada başarısızlığa uğrar.

Benim yazdığım bir düşünceyi size aktarmalıyım: Birçok liderin yaptığı en büyük hata; bağ oluşturmanın aslında liderin sorumluluğu olmasına rağmen, bunun grubun sorumluluğu olduğunu düşünmesidir. İşte buradan başlayalım. Bunun sorun olduğunu nasıl bildiğimi açıklayayım size: Liderlik konferanslarına katılan çoğunlukla yeni bir grupta çalışırken ortak şikâyet “İnsanlar bana gelmiyor” oluyor. “Harekete geçmeye hazır değiller sanırım” gibi yakınmaları anlayamıyorum. Bağlantıyı önce siz kurmalısınız.

Henry Ford gibi; T modelini üretmeye başladıklarında arabalar sadece siyah renkteydi. Müşterilerin başka renklerde araba istediği Henry Ford’a iletildiğinde cevabı: “İstedikleri her renkte arabaya sahip olabilirler, yeter ki siyah olsun” olmuş. Henry Ford’un düşüncesi sanırım şöyleydi: “Bu arabayı ben tasarladım, hemen herkesin satın alabileceği bir fiyata mal ediyorum. O zaman onlar da benim piyasaya sunduğum renkle yetinmeliler. Yani ben onlarla bağ kurmak zorunda değilim, onlar benimle bağ kursunlar.” İşte tam o sırada Dodge fabrikası araba üretmeye başladı. İnsanlar sizinle bağ kurmak zorunda değiller. Siz liderseniz, siz insanlarla bağ kurmalısınız. Eğer bunu göz ardı ederseniz lider olamazsınız. Lokomotif hikâyesine geri dönelim mi? Rayların üstünde durup vagonların kendisini takip etmesini bekleyen lokomotif ne kadar garip olursa, grubunun onunla bağ kurmasını bekleyen lider de o kadar anlamsızdır. Lokomotif, vagonları beklemenin anlamsız olduğunu fark edip geri geri gidip vagonlara bağlanıp onları ileri çekmeye başladığında tren yol alır. Bu bir liderin sorumluluğudur.

Organizasyonumun bir bölge kuruluşunu 27 yıllık liderinden teslim almaya gittim. Harika işler başarmış, büyük başarıları olan bir liderden görevi devraldım. İnsanlar “John, nasıl, uyum sağlayabiliyor musun?” diye sorarlardı. “Çok iyi, merak etmeyin” derdim. Bütün hayatım boyunca ben kendimle birlikteydim zaten. Ama konu bu değil, soru da bu değil. Soru benim nasıl uyum gösterdiğim değil; insanlar nasıl uyum gösteriyor? Uyum problemi onların. Yeni bir yüzle karşılaşan onlar. Bu durumda benim iki seçeneğim var: Biri “Tamam millet, hadi toparlanın ve devam edin. Bu arada benden de hoşlanın, bana gelin, bana katılın, takımın bir parçası olun” demek. Diğeri de benim söyleyeceğim ve takip edeceğim yol. İlk yılımı bir tek şey yaparak kullandım; sadece bir tek şey. 27 yıllık ve grubun bildiği tek liderden sonra, ilk yılın tamamını bu insanlarla bağ oluşturmak için kullandım. İşi geliştirmeye veya değiştirmeye çalışmadım, bütün yaptığım bağlar oluşturmaktı. Neden biliyor musunuz? Söyleyelim: Çünkü onlarla kalp kalbe, ruh ruha, akıl akıla, duygu duyguya bir iletişim kurmadıkça, bu bağ oluşmadan liderlik yapabileceğim kimse olmayacaktı.

Kendi tecrübelerimden bir örnek: Bir gün Sue bana geldi, “Harry sizinle pek anlaşamıyor ve zorlanıyor” dedi. Bu arada Harry 70 yaşında. “Sence sorun ne?” dedim. “Sadece sizi pek sevmiyor” dedi. “Harry benimle konuşmak ister mi?” diye sordum. “Aa tabii, sizinle görüşür, sadece sizinle pek uyuşamıyor” dedi. Ertesi gün Harry’ye telefon ettim: “Dün akşam Sue ile konuşuyordum, bana gelebilir misin? Birkaç dakika konuşabilir miyiz?” Harry geldi; biraz gergin, biraz da tedirgin. “Harry lütfen rahatla. Eşin Sue senin benimle uyumda zorlandığını söyledi. Sana söylemek istediğim, öncelikle seni anlıyorum. Aslına bakarsan benden önceki liderinizden çok farklıyım. Daha çok insanın bana uyum göstermekte zorlanmaması benim için sürpriz olurdu. Biz evlendikten sonra eşimin bana alışması 3 yıl sürdü. Tamam dürüst olacağım, 5 yıl sürdü. Harry,” dedim, “Benden önceki insanla ilişkinizden bahsedebilir misin bana?”

Harry anlatmaya başladı: “Öncelikle bizim evlenişimizde ve üç çocuğumuzun doğumunda bizimle birlikteydi. Benim kardeşim öldüğünde, annemi defnederken oradaydı…” Harry beş dakika boyunca bana şunu söylüyordu: Bu adamın hayatının en önemli anlarında diğer adam hep oradaydı. Ben orada mıydım? Ben o zamanlar bu eyalette bile değildim. Bütün bunları dinledikten sonra: “Harry, tabii ki bu adama kalbinde özel bir yer vermiş olman çok doğal. Aslına bakarsan ne yapmalısın biliyor musunuz? Hatta daha iyisi, ben sana izin veriyorum; o adamı benden daha çok sevebilirsin. Aslında beni sevmek zorunda bile değilsin ama onu her zaman sev; senin için yaptıkları için. Harry,” dedim, “Bu konuda ne yapacağımızı söyleyeyim: Ona vermek istediğin tüm sevgiyi ona verdikten sonra çok az bile olsa birazcık sevgi kalırsa, onu bana verebilir misin?” dedim. İhtiyar adamın gözlerinden kocaman yaşlar gelmeye başladı. “Benimle eğleniyorsun” dedi. “Ooo, kesinlikle hayır. Böyle bir konuyu kesinlikle hafife almam. Bütün sevgini ona ver, eğer artan olursa ne kadar az olursa olsun fark etmez, benden yana at, ben onunla mutlu olayım.” Yaşlı adamla el sıkıştık.

Sonraki 8 yıl boyunca, yaşamının sonuna kadar -çok ciddiyim- yaşamının geri kalanında takip eden 8 yıl boyunca bir ay bile geçmedi; her ay bir şekilde bir yerlerde beni buldu. Kocaman sarılırdı ve “Bu ay senin için artan sevgim bu” demeyi hiç ihmal etmedi. Dikkat edin, size söylüyorum: Çoğu liderlik edemiyor çünkü hiç kimse onlara nasıl bağ kuracağınızı söylemedi. Bağlantının sırrı lider tarafından kurulmasıdır; grubun lidere gidip bağ kurması değildir. Onlar size hizmet etmeyecekler, siz onlara hizmet vereceksiniz. Sizler ve ben bu süreci anladığımız an, sizler ve benim aramda bağ kurulmuş olacak.

İnsanlarla nasıl bağ kuracaksınız? Ben buraya bazı notlar yazdım:

  • İnsanlara değer verin. İnsanlara yüksek değer verin. Takım antrenörü bir arkadaşımın söylediği gibi; eğer insanları değersiz görürseniz, Yaradan Allah’ın onlara verdiği değeri küçümsemiş olursunuz. Güçlü bir yaklaşım. Yaşayıp giderken insanlara değer verin; sizin için yapabileceklerinden dolayı değil, sadece insan oldukları için değer verin. Bir insanı içinizden gizlice umursamıyorsanız, o insanın kendisini değerli hissetmesine yardımcı olamazsınız.
  • Fark oluşturmaya odaklanmış bir düşünce tarzına sahip olun. Eğer insanlarla aranızda bağ kurmayı gerçekten istiyorsanız, yaşamınızı fark oluşturmak temeline dayalı zihinsel tarzda sürdürmelisiniz. Özellikle şu dört alanda:
    • Fark oluşturabileceğinize inanın. Fark oluşturabileceğinize inandığınız ana kadar insanlarla bağ kuramayacaksınız. Çünkü buna inanmazsanız; zaman, emek, enerji veya paranızı kullanarak birilerinin yaşamında fark oluşturmak üzere harekete geçmeyeceksiniz. Kendinizle başlayın ve inancınızı sağlamlaştırın. Bir arkadaşımın “mezar taşı açıklaması” dediği gibi; mezar taşınızda ne yazsın istersiniz? Benimkinde ne olmasını istediğimi biliyorum: “John birçok insanın hayatında fark oluşturdu.” Güzel bir şey değil mi? Bunun sizin hakkınızda söylenmesini istemez misiniz? “O fark oluşturdu, bu seviyeye gelmeme o yardım etti, o olmasaydı bugün bulunduğum seviyeye hiçbir zaman gelemezdim.”
    • Paylaştıklarınızın fark oluşturabileceğine inanın. İnsanlarla beraberken onlarla paylaştıklarınızın yaşamlarda fark oluşturabileceğine inanın. İşte bu yüzden liderlik konusuna tutkunum. Neden liderlik öğretmek için bu kadar uğraşıyorum? Çünkü fark oluşturduğunu bildiğim an, onu başkalarına aktarmaya başlarım.
    • Paylaştığınız insanların fark oluşturabileceğine inanın. Ne kadar ileri gittiğimizi görüyor musunuz? Kendimin fark oluşturacağına inanmakla kalmıyorum, paylaştıklarımın fark oluşturacağına inanıyorum ve bununla da yetinmiyorum. Şu anda heyecanlanmaya başladım.

Neden bu toplantı beni bu kadar çok heyecanlandırıyor? Söyleyebilirim; çünkü fark oluşturacak. Bir yerlerde birileri bu kaydı dinleyecek ve yaşamı değişecek. Bu şekilde düşünmemek elimde değil, onun için beni bağışlayın. Eğer bir fark oluşturabileceğini düşünmeseydim daima fark oluşturacağımı düşünerek konuşmazdım. Bir gün bir konuşmacı bana nasıl her zaman böyle heyecanla konuşabildiğimi sordu. “Eğer birilerinin değişeceğini düşünseydin sen de heyecanlanırdın” dedim. Heyecan ve coşku ne zaman biter? Size kesin zaman verebilirim: Söylediklerimin ne olduğu fark etmez diye düşündüğüm an heyecan ve coşku biter. O anda orada biter. Söylediklerimin fark oluşturmayacağını düşündüğüm an coşkulu ve kararlı olamam. Eğer coşkuyla ve kararlı konuşmuyorsanız, konuşmayın; bir işe yaramayacak, bir fark oluşturmayacak nasıl olsa. İnanarak yaptığınız an fark doğacak.

Ben konuştuğum an zihinsel resimlerim vardır. Sizler için bir kutuyu açarım; bu kutu sizin uzun zamandır içinde kapalı olduğunuz kutudur ve ben sizi oradan çıkarırım. Sanki o an bir kelebeğin muhteşem renkli kanatlarıyla uçuşunu izlerim. Bir başka zihinsel tabloda sizler için bir kapak kaldırırım; sizin düşünsel kapağınızı. Bu kapağı kaldırdığımda sizlerin artık çok yüksek düşüncelere açılır zihniniz. Daha önce düşünmediğiniz kadar yüksek. Bütün resimler zihnimde konuşurum. Sanki o anlarda insanlara bir hediye veriyormuşum gibi hissederim kendimi. Bu gerçekten bir hediyedir çünkü ben bitirdiğimde bazı şeyleri farklı görecekler ve belki de bu, şimdiye kadar sahip oldukları en kıymetli hediye olacak onlar için. Benim en değer verdiğim hediyeler maddi olanlar değildir; en kıymetli hediyeleri, insanların bana gelip söyledikleri sayesinde çok yeni ve bütünüyle farklı bir seviyeye geldiğim zamanlarda alırım.

Bütün söylediğim; söylediklerinize inandığınız zaman, fark oluşturacağınıza inandığınızda ve konuştuğunuz insanların fark oluşturacağına inandığınızda aniden öğretmek ve paylaşmak için ihtiyacınız olan coşkuyu kendi içinizde bulacaksınız. Bir gün bir konuşmacı bana gelip “John, sabahları kalkıp bir konuşmaya gitmek bazen beni çok zorluyor, kendimi çok zorluyorum” dedi ve sanırım benden anlayış bekliyordu. “Oo, ne kötü” dedim, kendisini iyi hissettiğini görebiliyordum. Ve devam ettim: “Dinleyicilerin için üzüldüm.” Bir lider için üzülmem; lider, liderdir, seçimleri olan kişidir. Sempati arayan bir liderden daha üzücü bir şey düşünemiyorum. Ben liderin grubundakiler için üzüntü duyarım. Bu insanlar ki birinin konuşması süresince orada oturacaklar ve bu birisi söylediklerinin yaşamlarda fark oluşturabileceğine inanmayacak. Konumuz bağlantı kurmak. Fark oluşturma gücünüze inanıyorsanız, konuştuğunuz insanların fark oluşturma gücüne inanıyorsunuz demektir. Ve şimdi beraberce büyük bir fark oluşturabilirsiniz. Bu katlamalı çoğalmadır; bütün hepsini bir araya getirdiğinizde muazzam olur.

Tamam, insanlarla nasıl bağ kurarsınız? Konumuz buydu:

  1. İnsanlara değer verin.
  2. Fark oluşturacağınıza inanın.
  3. İnsanlarla bağ kurarken ortak nokta arayın.

Ben buna “%101 İlkesi” diyorum. Eminim biliyorsunuz, o yüzden kısaca açıklamam yeterli olacaktır: Aynı fikirde olduğunuz %1’i bulun ve gayretinizin %100’ünü verin. Söylediğim şu: Müşteriniz gibi düşünün, diğer insanlar gibi düşünün. Uyuşmazlık yönetimi de çok zaman ve çaba verdiğim bir konudur. Liderlerin en çok sorduğu sorulardan biridir: “Uyuşmazlıkları nasıl idare edeceğim?” Uyuşmazlık yönetiminin en önemli kuralı çok açıktır: Bir anlaşmazlığın olduğu yerde ilk odaklanacağınız şey “nerelerde aynı fikirdeyiz?” sorusudur. Aynı fikirde olduğumuz ortak noktaları bir belirleyelim. Yıllarca öğrendim ki; uyuşmazlıkları halledebilirsiniz eğer öncelikle nerelerde anlaştığınızdan başlarsanız. Böylelikle zıt bir rol almazsınız, yandaş bir rol alırsınız. Ve bu iki rol arasında, davranış ve tavırlar arasında büyük farklar vardır. Evet, ortak noktalar bulursunuz, insanlara değer verirsiniz, fark oluşturan düşünce tarzı benimsersiniz.

4. İnsanların yapısını anlayın ve ortaya çıkarın.

Davranışlarımızın çoğu doğru ve yanlıştan değil, bakış açımızdan kaynaklanır. Olayları nasıl gördüğümüz kim olduğumuza göre değişir; gerçekten olanlarla pek ilgisi yoktur. Bunu hepimiz biliyoruz değil mi? Bir odaya iki kişi girer, ikisine de aynı şeyleri söylersiniz ama aynı şeyleri algılamazlar. “Hey bir dakika” dersiniz, “Bunlar beni duymadı mı acaba?” diye düşünürsünüz. Duymuşlardır sizi ama kendi bakış açılarından, kendi süzgeçlerinden algılamışlardır.

İnsanların kişilik yapılarını hepimiz biliyoruz. Florence Littauer bu konuda çok güzel iki kitap yazmış. Bizim konumuz bağ kurma: Kolerik ile bağlanmak için gücü, melankolik ile bağlanmak için odaklanmayı, barışçıl ile bağlanmak için teminatı ve popüler ile bağlanmak için heyecanımı kullanırım. Herkesle bağ kurmak için ise kendi özgünlüğümü kullanırım. Bunu hatırlayın: Açık, basit ve zor değil. İnsanların yapısını anlayın.

5. Yetenekleri Keşfedin

İnsanların Allah vergisi ve geliştirdikleri yeteneklerini anlayın ve ortaya çıkarın. Liderler bağ kurmayı beceremediklerinde, hemen hepsinde sebep, anlamaktaki başarısızlıktır. Size burada birkaç örnek vereyim: Eşim fazla konuşma yapmaz, bundan hoşlanmaz. Ancak benim eşim olması yüzünden bazen konuşma yapmak zorunda kalır ve her seferinde aynı şeyi ister: “Lütfen bana yardım et, ne söyleyeceğim?” der. Ben de ona “Senin paylaşacağın o kadar çok şey var ki” derim. O zaman da bana “Lütfen bana bir açılış hikâyesi ver” der. Ben de ona “Oraya gidene kadar açılış hikâyen olmayacak” derim. “Oraya gidersin, kürsüye çıkarsın, şöyle bir etrafına bakarsın, atmosferdeki duyguyu yakalar ve oradan devam edersin” derim. Görüyor musunuz? Neden bu kadar telaş? Bir kağıt alıp yazarsın, sonra çıkar konuşmanı yaparsın, olur biter. Biliyor musunuz neden? Çünkü bu benim Allah vergisi yeteneğim, onunsa değil.

Şimdi gelelim bana: Her sabah elbise dolabının karşısında aynı sıkıntı! Ümitsizce kararsız kalmış bir adam… Abarttığımı düşünmeyin çünkü abartmıyorum. Pantolonlar, ceketler, süveterler… Tamam biliyorum, hemen her şey siyah ile gider. Eşim hiçbir şeyi tekrar aynı şeylerle giymeye inanmaz; asla! Bu nedenle aksesuarların yaşamı harika hale getirdiğine inanır. Ben bu işin yöntemini öğrendim: Bir kravatı ceketin yakasının etrafına asarım, böylelikle takımı askıdan aldığımda uygun kravat elimin altındadır. Eşim de oradadır tabii ve “Bu kravatı geçen sefer de takmıştın” der, gömleği değiştirir. “Şu çoraplar, bu ayakkabılar” derken ben giyinirim, karşıma geçer ve “Oo, çok güzel görünüyorsun” der. Her seferinde “Margaret yardım eder misin?” dediğimde; “John bu çok açık, bu bununla, bu da şununla” diyerek saniyeler içinde ayarlar her şeyi. Dolabın başından ayrılırken “Bunu beceremediğine inanamıyorum” der. Tabii ki bunun da sebebi var: Hiçbir fikrim yok! Bu benim yeteneklerim arasında yok. O benim elbiselerle zorluğumu anlayamıyor, bense onun neden konuşma yapmakta zorlandığını. Yanlış veya doğru yok; sadece bakış açısı.

Geçen gün eşim ile televizyon almaya gittik. Bu konuda ikimiz de teknolojide pek becerikli sayılmayız. Bir duvar dolusu televizyon; büyük, küçük, uzaktan kumanda… Hiçbir şey anlamıyoruz. Açma-kapama düğmesi bildiğimiz tek şey. Satıcı geldiğinde, saatlerce baksak hiçbir şey anlayamayacağımız aletler arasından 27 çeşidini sıralamaya başladı. Biz de bu kadar seçenek karşısında hiçbir şey anlamadan yarım saat içinde oradan ayrıldık. Kafamız karışmıştı. Teknoloji bilgisi çok iyi olan satıcı, müşteri ile bağ kurmayı bilmiyordu. Bu yüzden bir satış imkânını kaçırdı. Neden biliyor musunuz? Çünkü o, benim onunla bağ kurmam gerektiğini düşünüyordu. O, benim düğmeler, ışıklar, teknik detaylar istediğimi düşünüyordu. O bunlardan bahsettikçe anlamadığım bir sürü bilgi yığılıyordu. Bir televizyon alırsam hiçbir zaman kapatamayacağımı düşünmeye başlamıştım! Ben çıkıp gittim ve sanırım satıcı benim zaten alıcı olmadığımı düşünmüştür. Aslında alıcıydım; param ve niyetim vardı. Ben bir televizyon istiyordum, bir sürü teknolojik detay değil. Benimle bağlantı kur! Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum? Liderler insanlarla bağ kurma becerisine sahiptirler. Ne bildiğinizi dert etmeyi bırakın, bağ kurmayı düşündüğünüz insanların ne bildiğini sorun kendinize. Onlar neredeler? “Ben neredeyim?” değil.

6. Bakış Açısını Genişletin

Kendinize, başkalarına davrandığınızdan farklı davranın. Kendinize yaklaşımınızda kafanızı, başkalarına yaklaşımınızda kalbinizi kullanın. Genelde tam tersini yaparız; kendimize karşı kalbimizle, başkalarına karşı kafamızla hareket ederiz. Bu konuyu şu örnekler bence çok iyi açıklıyor: Birisi bir işi yapmadığında tembeldir, bense meşgulümdür. Birisi bir işe itiraz ediyorsa çizmeyi aşıyordur, bense kararlılık gösteriyorumdur. Birisi bir kuralı göz ardı ettiğinde kural dışıdır, bense özgün bir yaklaşım sergiliyorumdur. Birisi yöneticiyi memnun ettiğinde aşırı övgü doludur, bense sıkı bir çalışmanın ödülünü alıyorumdur. Ne dersiniz? Ben söyleyeyim: Bağ kurmak istiyorsanız, başkalarının bakış açısından bağlantı çareleri bulmalısınız. Onların nereden geldiğini bilmelisiniz, onları anlamalı, perspektiflerini yakalamalısınız.

7. Anahtarı Bulun ve Doğru Kullanın

Her insanın bir anahtarı vardır. Sizin yapmanız gereken de bu anahtarın ne olduğunu bulmaktır. Bulduğunuz zaman bu anahtarı samimiyetle ve dürüstçe kullanın. Yardım için kullanın, incitmek için değil. Onların yararına kullanın, kendinizin değil. Ve bu anahtarı sadece onlar izin verdiğinde çevirin.

Çelik İşletmecisi Andrew Carnegie bunu en iyi uygulayan kişiydi. Büyük liderlerin hayatını araştırırken, kimsenin Andrew Carnegie kadar insanların hayatının anahtarını anlayamadığını gördüm. O doğal ve içten gelen bir yeteneğe sahipti. Daha çocukken yedi yaşında İskoçya’da büyürken tavşanının yedi tane yavrusu olmuştu. Yavrulara bakmaya gücü yetmeyecekti. Yedi arkadaşına gitti ve eğer yavruları beslerlerse yavrulara isim vermeye hak kazanacaklarını söyledi. Her gün bu çocuklar yavru tavşanlar için yonca toplamaya başladılar çünkü besledikleri yavrunun ismini kendileri koymuşlardı. Andrew Carnegie tavşanlar ve yavruları hakkında teknik bir bilgiye sahip olmayabilir ama insanlar hakkında her şeyi biliyordu!

Andrew Carnegie’nin sektörün deviyken çelik hakkında çok fazla teknik bilgiye sahip olmadığı bilinen bir gerçekti ama onun ne yaptığını biliyorum: Amerika’nın en büyük demir yolu şirketi Pennsylvania Railroad şirketine çelik satmak istediği zaman ne yaptı biliyor musunuz? Pittsburgh’da yeniden bir çelik fabrikası kurdu ve adını “J. Edgar Thomson” koydu. Pennsylvania Railroad şirketinin başkanının adı J. Edgar Thomson’dı! Ve sonra gidip çelik alıp almak istemediğini sordu. Kendi adını taşıyan fabrikanın ürettiği çeliği alır mıydı acaba? Bu yüzden devrinin en başarılı ismiydi. İşte bu yüzden bir Stanford araştırması; bir işteki başarının %86’sının insanlar hakkındaki bilgiden, %14’ünün üründen kaynaklandığını açıklar. İşte bu nedenle anahtarı bulmak zorundasınız. Anahtarı bulur, bağı kurarsınız. Şimdi size kendi başınıza yapacağınız bir ödev vereceğim: Bir organizasyonda başarılı olmuş en etkin 10 kişinin listesini yapın. Bu kişilerin yetenek ve becerilerini ortaya çıkarın ve her birinin kişilik yapısını incelemeyi ihmal etmeyin.

8. Destek Olun ve Değer Verin

Zor günlerinde onlara destek olun. Lider insanları çeker, insanlara inanır ve onlarla bağ kurar. İnsanlarla bağ kurmanın sekizinci yolu ise zor günlerinde onlara destek olmaktır. Eğer zor günlerinde yanlarında olursanız, insanlarla duygusal bir bağ oluşturursunuz. Onlar da size kalplerinin anahtarını verirler. Onların zor günlerinde yanlarında olursanız bunu hiçbir zaman unutmayacaklardır. Jackie Robinson, beyzbolda ayrımcılığı yıkan oyuncudur. 1947 yılındaydı sanırım; ilk yılıydı ve zorlu bir yıldı. Her hatasında seyirciler acımasızca yuhalıyorlardı. Bir gün kendi sahasında, Brooklyn’de yine bir hata yaptı. Kalabalık tüm sertliğiyle yuhalamaya başladı. O sırada Pee Wee Reese bir mola istedi. Pozisyondan ayrılıp Jackie Robinson’ın yanına gitti. Seyircinin sert saldırısı devam etti; ta ki Pee Wee Reese kolunu Jackie Robinson’ın omzuna koyup kalabalığa bakana kadar. Jackie Robinson bu anın, spor kariyerini kurtaran an olduğuna ömrü boyunca her fırsatta yemin etti. Pee Wee ne yapmıştı? Zor bir anda bağ kurmuştu.

9. İnsanları kanıksamayın.

Başkalarıyla bağ kurmanın dokuzuncu yolu, insanları kanıksamamaktır. Benim bulgularıma göre çoğu kez bağlar bu yüzden kopabiliyor. Bir bağ varken birdenbire artık kopukluk başlıyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Bazen bir bağ kuruyoruz, ondan sonra o insanları yaşamımıza çekiyoruz ve onları kanıksıyoruz. Bir gün mahalli seçimlerde Tip O’Neill, kendi seçim bölgesinde sandık başında komşusu ile karşılaşır. Komşu hanım oyunu atmış çıkmaktadır. Karşılaşırlar ve komşusu ona “Sen istemedin ama ben oyumu yine de sana verdim” der. O’Neill “Sizden bunu istemem gerektiğini düşünmemiştim. Ben çocukken çimlerinizi biçtim, kapınızdaki karları küredim, çöplerinizi attım” der. Tip, bu komşusu için yaptığı bütün şeyleri sıralamaya devam ederken komşu hanım onun sözünü keser ve “Bütün bunları biliyorum ama benim oyumu istemen yine de hoşuma giderdi” der. İlişkilerde hemen her seferinde olduğunu gördüğüm bir şey bu: Bir kez bağ kurduk mu o insanları kanıksamaya başlıyoruz. Onlar artık tamamen bize aitmiş gibi düşünüyoruz.

Yakın bir geçmişte dostumuz olan bir çift güzel bir gün geçirmek üzere bizi davet ettiler. Arkadaşım her şeyle kendi ilgileniyordu, bütün harcamaları o üstleniyordu. Ne kadar “Bunu ben yapayım” ya da “Bu sefer ben ödeyeyim” desem de buna izin vermedi. Son seferinde bana döndü ve “Beni dinle” dedi, “Bu bizim ikramımız. Sen benim için öyle çok şey yaptın ki seni ve yaptıklarını kanıksamak istemiyorum.”

Lütfen ama lütfen kimseyle ilişkinizi kanıksamayın. Orada her zaman sizinle ve sizin için bir şey yapmak zorunda olduklarını düşünmeyin asla. Dün orada oldukları için bugün de orada olacaklarını varsaymayın. Daima yapıcı olun ve her an ilişkiye bir şeyler katın. Daima değer verin, değer katın. Evliliğinizi kanıksadığınızda evliliğinizin bozulmaya başladığını göreceksiniz. İş hayatınızda bir ilişkiyi kanıksadığınızda işi kaybetmeye başlarsınız. Daima aklınızda olsun: İlişki gayret ister ve büyük gayret ise; adımları daima sizin atmanızdır.

10. Kendinize basit bir soru sorun: İlişkilerimde ilk adımı ben mi atıyorum?

Kolları ilk sıvayan ben miyim yoksa bunları karşımdan mı bekliyorum? Bütün gayreti gösteren ben miyim? Verici olan ben miyim? Adımları atan ben miyim? Bunlar sorulması gereken güzel sorular; çünkü biliyorum ki bunları yapmaya devam etmezsek bağ kopacak. Bunun olmasını istemeyiz, değil mi?

Bir kez daha tekrarlayalım; liderlerin en iyi yaptığı üç şey neydi?

  1. Liderler insanları çeker.
  2. Liderler insanlara inanır.
  3. Liderler insanlarla bağ kurar.

Bu üç şeyi yapın ve lider olun. Teşekkürler.