İnsanlara İnanmak

İnanın bana, insanlara inandığınız zaman daha yüksek bir performans ortaya koyarlar; daha olumlu bir tavır sergilerler. Niye? Çünkü ben onlara inanırım. Çünkü çok zaman önce öğrendim ki; insanlar başkasının onlara olan inancını sarsmamak için ellerinden gelenin en iyisini yaparlar.

İkincisi; liderler insanlara inanırlar. Doğru olanı yap. Yapabileceğinin en iyisini yap ve başkalarına, sana davranılmasını istediğin gibi davran. Çünkü sana üç soru soracaklar:

  • Sana güvenebilir miyim?
  • Sen buna inanıyor musun? (Başka bir deyişle; yeterince tutkuyla sarılıyor musun?)
  • Bir insan olarak ben umurunda mıyım?

Şimdi sizlere insanlara inanmak konusunda benimsediğim dört temel düşünceyi aktarıyorum. Birincisi; insanların çoğu kendisine inanmaz. Buradan başlayalım: Sizi ne olduğunuz değil, ne olmadığınız durdurur; olmak istediğiniz insan olmaktan alıkoyar. Kendine inanmak birçok insanın sahip olmadığı bir haslettir. Gerçekten insanlar kendilerine olan inançtan yoksun bir hayat sürerler. İşte bu yüzden başlamamız gereken yer burasıdır. İnsanlar hakkında inandığım ilk şey; insanların büyük bir çoğunluğunun kendisine inanmadığıdır.

İkinci inandığım şey; ne yazık ki çok az insan, etrafında ona inanan kişilerle yaşar. Sadece kendilerine inanmamakla kalmazlar, çevrelerinde onlara inanan çok az insanla veya hiç inananları olmadan hayatlarını sürdürürler. Eğer karşılaştığınız herhangi birinin yaşamında, o insana gerçekten güçlü bir inanç gösteren kimse varsa, siz o anda çok sıra dışı bir insana bakıyorsunuz demektir. Birçok insanın hayatında ona inanan çok az kişi vardır; tabii böyle birisi varsa. O zaman dahi bu insana inananların sayısı sadece birkaç kişiyi geçmez. Gördüğünüz gibi tablo yavaş yavaş şekilleniyor.

  • Bir numara: İnsanların çoğu kendisine inanmıyor.
  • İki: İnsanların çoğunun çevresinde onlara inanan kimseleri yok.

Üçüncüsü; insanların çoğu birileri ona inandığı zaman bunu hisseder ve bilir. Aslında her insanın içinde bir yerlerde iyi ve yetenekli olduklarına inandıkları yönleri vardır. Bu sayede birisi onlara inandığında bunu fark ederler. Öyle değil mi? Ben bilirim. Biri bana inandığı zaman da inanmadığı zaman da bunu hissederim.

Bu konuyu biraz daha konuşalım. İnsanlarda olan bir şeyler vardır; başka birisi onlara inandığı zaman bir şeyler değişir. Robert Schuller’ın “Olasılıkları Düşünerek İlerlemek” adlı kitabından bir bölüm okuyacağım sizlere. Bunlar Robert’ın çocukluğuna ait anılarıdır:

“Onun arabası boyasız samanlığı geçti. Kurak yaza ait toz bulutu içinde ön kapımızda durdu. Bir sürü kıymıkla dolu patikayı çıplak ayakla koşarak geçtim ve arabadan inmekte olan Henry amcamı gördüm. Uzun boylu ve yakışıklıydı. Enerji taşıran bir canlılıktaydı. Ona doğru koştum. Dört yaşındaydım. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle benim tarak görmemiş saçlarımı karıştırdı ve ‘Sanırım sen Robert olmalısın ve inanıyorum ki bir gün büyük bir konuşmacı olacaksın’ dedi. O gece gizlice dua ettim: Allah’ım, bana lütfen iyi bir konuşmacı olmayı nasip et.”

Robert Schuller şöyle devam ediyor: “İnanıyorum ki Allah o gece ufkumu açtı ve beni olasılıklara inanan bir düşünür kıldı.” Dört yaşındaydı ve Henry amcasının ona olan inancını yüreğinde hissetmişti.

Mesajım çok basit:

  • Birçok insan kendisine inanmıyor.
  • Birçok insanın onlara inanan kimsesi yok.
  • Ama insanlar, birileri onlara inandığında bunu biliyorlar.

Dört yaşındaki Robert Schuller’a büyük bir olasılıkla o zaman “Bobbie” diyorlardı. Hiç kimsenin dört yaşındaki Bobbie Schuller’a gidip “Senin Henry amcan sana inanıyor” demesine ihtiyaç yoktu. İçimizde bir yerlerde hepimiz bunu biliriz. Böylelikle insanlara inanmak konusunda söylemek istediğim dördüncü şeye geliyoruz: Birçok insan, güçlerinin yettiği her şeyi sadece bir liderin onlara olan inancını boşa çıkarmamak için yapacaktır.

Bir kez sizin onlara inandığınızı anladıklarında, sizin etrafınızdaki davranışları değişecek. Bunu kendi tecrübelerimden çok iyi bildiğim için gerçek olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliyorum. Çünkü benim insanlara olan inancım çok yüksektir. İnanın bana, insanlara inandığınız zaman daha yüksek bir performans ortaya koyarlar; daha olumlu bir tavır sergilerler. Niye? Çünkü ben onlara inanırım. Çünkü çok zaman önce öğrendim ki; insanlar başkasının onlara olan inancını sarsmamak için ellerinden gelenin en iyisini yaparlar.

Geçen gün bir arkadaşım telefon ettiğinde, konu metnin tam bu noktasındaydı. “John ne yapıyorsun?” dedi. Genelde birisi benim bu türden bir öğrenim sürecimi böldüğünde içimdeki çocuksu heyecan ortaya çıkar ve ona o anda öğrendiklerimi ve bundan duyduğum şevki anlatırım. Bu arkadaşıma da birçok insanın, ellerinden gelen her şeyi bir başkasının onlara olan inancını kaybetmemek için yapacaklarını söyledim. O da bana o seneki mezuniyet konuşması onurunun kendisine verildiğini söyledi ve şöyle devam etti:

“Tüm konuşmanın tek mesajı vardı: Ben mezun olan öğrencilere tüm kalbimle inanıyordum. Her öğrenciyi tek tek karşıma alıp gözlerinin içine bakarak ‘Sana inanıyorum’ dedim. Onlarla inancımı paylaştım. Sınıfta fiziksel zorlukları olan bir delikanlı vardı; ona da gittim ve ‘Sana inanıyorum’ dedim. Terry adında bir kızın da gözlerinin içine bakarak ‘Sana inanıyorum’ dedim; babasını çok yakınlarda kaybetmişti.”

Şimdi hikâyenin can alıcı kısmı geliyor. Arkadaşım devam etti: “Geçen gün havaalanına gidiyordum. On yıl önce inandığımı söylediğim Terry koşarak yanıma geldi. Bana sarıldı ve ‘Size bir şey söylemek istiyorum’ dedi. ‘Birçok zorlukla karşılaştım, babamı kaybettim, hayatımda pek çok engel karşıma çıktı. Ama geçtiğimiz on yıl içinde ne zaman bir engelle karşılaşsam, bu engelleri aşmak veya zorlukları yenmek için sizin mezuniyet günü karşımda ayakta durup bana, gözlerimin içine bakarak, gülümseyerek, parmağınızla beni işaret ederek söylediğiniz: Terry, ben sana inanıyorum sözcüklerini hatırlamam yetti. İşte bana devam etme gücü veren buydu.'”

Evet, hepimizin içinde bir cevher var. Eğer birisi bize gerçekten inanırsa, bu bizi tamamen farklı bir seviyeye taşır. Buna çok güzel bir örnek, Arkansas’ta bir liderlik konuşmasını bitirdikten sonra başıma geldi. Lavabodaydım ve o bölümün görevlisi de oradaydı. Ben “Merhaba” dedim, “Adım John Maxwell.” O da “Ben Hank. Biliyor musunuz, konuşmanızı gerçekten beğendim. Anlattıklarınız hoşuma gitti. Bugün burada çalışırken bulduğum her fırsatta konferans salonuna gelip konuşmanızı dinledim” dedi. “Çok teşekkürler Hank” dedim.

“Biliyor musunuz, bizim Ronnie Paster gerçek bir lider” diyerek kuruluşun en üst seviyesindeki kişiden bahsediyordu. “Harika Hank, bunu Ronnie’ye de söylerim” derken, “Sana bir hikâye anlatayım” dedi:

“Üç sene önce yine burada çalışıyordum, kendi işimle ilgileniyordum. Anlarsınız ya, ben burada sadece bir temizlik görevlisiyim. Bir gün Bay Ronnie yanında çok önemli iki iş adamıyla buraya geldi. Aralarında oldukça mühim bir iş konuşması geçiyordu. Onları meşgul etmemeye ve yollarına çıkmamaya gayret ettim çünkü son derece ciddi konular konuşuyorlardı. Ben bir köşeye çekildim ve işime odaklandım, onları rahatsız etmek istemiyordum. Yöneticimiz bu iki iş adamıyla birlikte bana doğru geldi. ‘Merhaba Hank, nasılsın?’ dedi. Kolunu omzuma attı ve ‘Beyler, sizi çalışma arkadaşım Hank ile tanıştırmama izin verin. Bilmenizi isterim ki; etrafın bu kadar temiz ve düzenli olmasının sebebi Hank’in işini layıkıyla yerine getirmesidir’ dedi.”

Bunu anlatırken Hank bana, “O büyük bir insan” diyordu. Sizce neden o kişinin büyük bir insan olduğunu düşünüyordu? Duyduğu sözler mi? Hayır. Çünkü içinde bir yerlerde bildiği o yüksek inanç bu görevliye aşılanmıştı. Söylemeye çalıştığım şu: Liderler diğer insanlara inanırlar. Hayatımda uzun vadeli başarılar ortaya çıkaran ama insanlara yüksek seviyede güvenmeyen bir lidere hiç rastlamadım. Sözlerime kulak verin: İnsanların gelişmesi için yüksek inanç dolu bir atmosfer gerekir. Bu, insan ruhunun en önemli besinidir; her zaman da böyle olmuştur. Böyle de olacaktır.

Temel adımları oluşturduğumuza ve ilk iki maddeyi oldukça hızlı geçtiğimize göre üçüncü maddeye gelebiliriz. Bundan şimdiye kadar kimsenin bahsettiğini duymadım. Bu konuda hiçbir yazı görmedim, kimsenin bunu öğrettiğine şahit olmadım. Şimdi liderlikten gerçekten bahsetmeye başlayabilirim. Ama şöyle bir geriye göz atalım. Liderler ne yapıyordu? İnsanları çekiyordu, bu doğru. İkincisi neydi? Liderler insanlara inanıyordu. Harikasınız, hâlâ benimle birliktesiniz. Üçüncüsü, liderler insanlar ile bağ kurarlar…