İyi Kararları Harika Sonuçlara Dönüştürmenin Yolları
Bugün sizlerle aldığımız iyi kararları nasıl daha iyi kararlar hâline getirebileceğimiz hakkında konuşmak istiyorum.
Bir karar aldığınızda onunla ilgili endişelenmeyi bırakıp üstünde çalışmaya başlayın. Bu konunun özü; karar alma ve alınan kararı iyi bir şekilde uygulayabilmektir. Başarılı insanlar doğru kararları erken alır ve ardından bu kararları günlük olarak uygulamaya devam ederler.
Şunu bilmenizi istiyorum: Bir kararı iyi yapan her zaman o kararı verirken sahip olduğumuz bilgi ya da yaptığımız çözümlemeler değildir. Aksine bir kararı iyi yapan, o kararı aldıktan sonra onu uygulamak ve sonuca ulaşmak için yaptıklarımızdır. Bunu biraz daha açalım. Dürüst olmak gerekirse karar alma aşamasının gereğinden fazla önemsendiğini düşünüyorum. Bence pek çok kişi bir karar vermesi gerektiğinde harika bir karar aldığı takdirde bu harika kararla birlikte her şeyin mükemmel olacağını zannediyor. Bunu doğru bulmuyor ve katılmıyorum. Bana göre iyi bir karar alabilmeniz için yalnızca karar alma aşamasında değil, aynı zamanda alınan kararı yürütme aşamasında da iyi olmanız gerekiyor.
Tekrarlıyorum: Pek çok kişi karar alma aşamasını fazla önemserken, bu kararı yürütme aşamasını aynı derecede göz ardı ediyor. İyi bir karar almanın iki muhtemel sonucu vardır:
- Birinci ihtimal: Kararı yanlış bir şekilde uygulayarak vasat sonuçlar almak.
- İkinci ihtimal: Kararımızı doğru bir şekilde uygulayarak harika sonuçlar elde etmek.
İyi kararları daha iyi bir hâle getirmek bir uçağın kanatlarındaki dengeyi gerektirir. Hem iyi bir karar alabilmeye hem de aldığımız bu iyi kararı doğru bir şekilde uygulamaya ihtiyacımız vardır. Bu yazının büyük bir kısmında iyi bir karar almaktan bahsedecek olsak da alınan kararın uygulanması konusuna da geri döneceğiz.
200’den fazla şirkette yöneticilerin başarısızlıkları üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre; en başta gelen başarısızlık sebepleri arasında yöneticilerin karar almadaki acizliği bulunuyormuş. Bu, gerekli olan teknik bilgi yetersizliğinden kaynaklanan başarısızlıktan daha sık karşılaşılan bir başarısızlık sebebi. Peter Drucker şöyle der: “Ne zaman ortada başarılı bir iş görürseniz bilin ki birisi cesur bir karar almış demektir.”
Peki, karar almadaki önceliklerimizi nasıl belirleyebiliriz? Vermemiz gereken bir sürü karar varken bunları nasıl bir sıraya dizebiliriz? “Nasıl şu ve şu kararların üstünde zaman harcamalıyım?” diyebiliriz. Yeteri kadar detaylı bir liste hazırladığınızdan emin olduğunuzda bir sonraki adıma geçin ve bugünün büyük kararlarını yarının küçük kararlarından ayırın.
Karar Alırken Öncelikleri Belirleme Adımları
Madde 1: Alacağınız Sonuçları Karşılaştırın
Kendinize şu soruyu sorun: “Listemdeki hangi kararlar bana en değerli sonuçları verecek?”
Yapacağınız yatırım, harcayacağınız zaman ve enerji açısından kararlarınızı karşılaştırın. Listenizdeki maddeleri 1’den 3’e kadar şu şekilde derecelendirin:
- 1: İlk sıraya en önemli kararlarınızı yazın.
- 2: İkinci sırayı kısmen önemli kararlarınız için ayırın.
- 3: Üçüncü sırayı en az öneme sahip kararlarınız için verin.
Bunları not ettiniz mi? Şimdi size hangi kararların gerçekten diğerlerinden daha önemli olduğunu anlamayı göstereceğim. Böylece listenizi tamamladığınızda en önemli kararlarınızın yanına 1 rakamını, daha az önemli olanların yanına 2 rakamını ve en az önemli olanların yanına da 3 rakamını koyacaksınız. Bu şekilde size alacağınız sonuçları karşılaştırmayı göstermiş oluyorum. Bu listeleme konusuna geri döneceğiz.
Madde 2: Hedeflerinizi Göz Önünde Bulundurun
Almak zorunda olduğunuz kararları karşılaştırmak kadar hedeflerinizi göz önünde bulundurmanız da önemlidir. Neyi başarmaya çalıştığınızı gözden geçirmek zorundasınız.
Şimdi kendinize sorun: “Hangi kararlarım hedeflerim için önemli?”
Bu, öncelikli görevlerinizi gözden geçirmeniz ve kendinize performansınızı yönlendirecek kilit başarı unsurlarını hatırlatmanız anlamına gelir. Örneğin patronunuzun size; işten çıkarmalarla küçülme, düşük hata oranları, 3 aylık değerlendirmeler, envanter kontrolü ve satış departmanlarıyla iletişim gibi beş ana konuyla ilgili hedefler tayin ettiğini ve buna göre elde edeceğiniz sonuçları ölçtüğünü farz edin. Listenizde bu beş konuyla ilişkili her bir kararın öncelikli kararlarınız arasında yer alması gerekir. Neden? Çünkü sizin iş tanımınız bu. Sizden istenen şey bu. Aynı şeyi elinizdeki üç dereceli öncelik sınıflandırmasına uygulayın. Her bir kararı hedeflerinizle olan ilgisine göre derecelendirin.
Burada bir saniye duralım. Az önce ne yaptığımıza bakalım:
- Karar almadaki önceliklerinizi belirlemeniz için önce kararlarınızı sırasıyla en önemli olandan en önemsiz olana kadar numaralandırmanızı istedim. Böylece kararlarınızın önem derecesi bakımından ayrılmalarını sağladım.
- Siz bu numaraları verdikten sonra ikinci olarak yaptığımızsa, yaptığınız işin tanımına paralel olarak bu kararları sizden yapılması beklenen eylemler açısından karşılaştırmanız oldu.
Madde 3: Her Karar İçin Bir Yetkili Atayın
Karar almada önceliklerinizi belirleme konusunda yapmanızı istediğim üçüncü şeyse her karar için bir yetkili atamaktır.
Şu durumda listenizde bulunan her maddenin yanında iki rakam bulunması gerekir: Biri elde edilecek sonuç, diğeri de kararın hedefle ilişkisini belirleyen derece olmalı. Bu rakamları toplayın. Sonucu 2 ya da 3 çıkan bütün maddelerin altını çizin. Bu maddeler açık bir şekilde üzerinde durmanız gereken maddelerdir.
Şimdi geriye kalan maddelere odaklanın ve kendinize sorun: “Bu kararlardan hangileri yalnızca benim tarafımdan halledilebilir?”
Bu sorunun cevabında, bazı kararlar için sizin dışınızdaki kişilerin sizin adınıza bazı meseleleri üstlenerek yükünüzü hafifletebileceğini fark edebilirsiniz. Aslında üst seviyedeki ekip üyelerinizin daha fazla sorumluluk almasını istiyorsanız, biraz kendi etkilerini göstermelerine ve mümkün olan her fırsatta inisiyatifi ellerine almalarına müsaade edin.
Günlük Odaklanma ve 3 Temel Soru
Bunu yıllardır karar alma konusunda kendime uyguladığım basit bir yaklaşımla açıklamak istiyorum. Her sabah 5 dakikamı günlük takvimimi ayarlamaya ayırıyorum. O günün tarihine bakıp gün içinde yapacaklarımı yazmaya başladığımda kendime çok basit bir soru soruyorum: “Bugün görüşeceğim bütün kişiler ve yapacağım bütün işler arasında en önemli olanı hangisi?” Ve hemen o an, o günün en önemli olayını belirliyorum.
Aynı gün iki önemli olay olamaz. Üç olamaz. En önemli olan ne? Hangisi? O gün için en önemli işi belirlediğimde, o işin üstünde diğerlerine nazaran daha fazla zaman, daha fazla enerji ve dikkat harcayacağımı biliyorum. Sebebi de şu: Gün içinde görüştüğüm herkesten ve yaptığım her işten aynı derecede mükemmellik alarak geri dönemem. Büyük bir ihtimalle kimi görüşmelerim basit geçecek, büyük bir ihtimalle vasat birkaç iş yapacağım. Ama şunu biliyorum: Günümün başında o günün en önemli olayını belirlersem ve bütün çaba ile enerjimi onun üstünde yoğunlaştırırsam, en önemli olaya geldiğim zaman elimden gelenin en iyisini yapmanın yanında kendimden de en iyi verimi almış olacağım.
Şunu da biliyorum ki gün içinde yaptığım her şeyde en iyi olmak zorunda değilim. Sadece en önemli olan üstünde iyi olmalıyım. Hayatınızdaki öncelikleri belirlerken buna benzer bir yaklaşımı kullanmanızı tavsiye ederim. Her sabah sadece 5 dakikanızı ayırın ve kendinize basitçe “O günün en önemli olayı ne?” diye sorun.
Yıllardır uyguladığım başka bir şey daha var. Bunu sanırım 74 ya da 75’ten beri, yani 30 yıldır yapıyorum. Önceliklerimi belirlerken kendime üç soru soruyorum:
- Benden istenen ne? (Az önce sizden hedeflerinizi göz önünde bulundurmanızı istemiş ve patronunuzun sizden üç konuda sonuçlar istediği bir örnek vermiştim. Bu soru da bununla ilgili. Kendime bakıp “Yapmam gereken ne?” diye soruyorum.)
- Bana en büyük getiriyi sağlayacak olan karar hangisi? (Yaptığım bütün işlerin arasında bir tanesi diğerlerine oranla daha büyük bir kâr marjını, daha fazla bir ilerlemeyi getirecektir. İşte bu yüzden kendime soruyorum: “Onu uyguladığım takdirde bana diğer kararlardan daha büyük bir getiri sağlayacak olan karar ne?”)
- Sonunda kazanacağım ödül ne? (Çünkü kendimle ilgili şunu biliyorum ki; yaptığım bir işten zevk almıyorsam onu yapmamak için bahaneler aramaya başlarım.)
Sonuç olarak hayatımdaki önceliklerimi belirlerken sorduğum sorular şunlardır:
- Benden istenen ne?
- Bana en büyük getiriyi sağlayacak olan karar hangisi?
- Sonunda kazanacağım ödül nedir?
Burada bütün yaptığım size araçlar sunmak. İster benim yaptığım gibi sorular sormak olsun, ister gününüzün en önemli olayını belirlemek olsun, isterse listenizdeki maddeleri 1’den 3’e kadar derecelendirmek olsun; sizlere karar almadaki önceliklerinizi belirlemenizde yardımcı olacak yollar gösteriyorum.
Çünkü şunu iyi dinleyin: Bir şeylerle uğraşmanız her zaman başarıya ulaşacağınız anlamına gelmez. Meşgul olmanız demek etkin olacağınız anlamına gelmez. Bütün gün gereksiz birçok karar alan ve bu kararlarına yapışan insanlarla karşılaşıyorum. Çünkü bu insanlar kararlarını doğru bir şekilde öncelik sırasına koyamıyorlar.
Karar Alma Sürecinde Düşülen 10 Tuzak
Karar almayla ilgili keşfettiğim bir şey daha var: İnsanları doğru karar almaktan alıkoyan bir takım tuzaklar var. Liderler sıklıkla yanlış kararlar almalarına sebep olacak bu tuzaklara düşerler. Kullandıkları yöntemlerin yanlış olduğunu ya da fikirlerinin gerekli netlikten yoksun olduğunu fark etmezler. Kendinizi akıllı ve kesin bir şekilde ifade etmenize engel olacak bazı tuzaklar şunlardır:
1. Erteleme Tuzağı
Bu, karar alırken düştüğümüz en belli başlı tuzaklardan biridir. Bu arada ben erteleme kelimesini kullandığımda salonda mırıldanmalar oldu. Bu da bana tekrar şunu hatırlatıyor: Dünyanın neresine gidersem gideyim hepimiz aynıyız. Şu bir gerçek ki özellikle istediğimiz kararları ertelemek gibi bir eğilimimiz var.
Hemen burada küçük bir anket yapmak istiyorum: Bugün burada bulunanlarınızdan kaçı “Evet, hayatımda belki bir kez bir kararı erteledim” diyor? Lütfen elinizi kaldırın. %100! Orada elini kaldırmayan birkaç kişi gördüm. Evet, aslında onlar da emin olmadıklarından ellerini kaldırmayı ertelediler.
Fikirlerinizi sonuçlandırmaktan ya da inisiyatifi elinize almaktan korkarsanız kararınızı erteleme eğiliminde olabilirsiniz. Karar vermekteki çekincenize bahane oluşturacak onlarca kaçınma mekanizması mevcuttur:
- “O iş bekleyebilir.”
- “Acele etmenin bir anlamı yok.”
- “Köprüyü oraya vardığımızda geçeriz.”
- “Bu henüz çözülmemiş bir mesele.”
- “Bu kararla yüzleşmeden önce bekleyip olaylar nasıl gelişiyor bir görelim.”
- “Bu verilmesi çok zor bir karar.”
- “Her iki türlü de olabilir, emin değilim; bu yüzden bir süre daha düşünmek istiyorum.”
- “Bu iki tarafın da kaybedeceği bir karar ve birisi zarar görecek; bu zararı kararı erteleyerek mümkün olduğunca geciktirebilirim.”
Eğer bu yorumlar size de tanıdık geliyorsa yapmanız gereken şey karar verme süresini kısaltmaktır. Kendinizi çok başarılı bir şekilde kararınızın bekleyebileceğine inandırsanız bile, bir endişe bulutu gelip üstünüze çökecek ve siz onu ortadan kaldıracak girişimde bulunana dek orada kalmaya devam edecektir.
Eski Amerikan başkanlarından Ronald Reagan’ın hayat hikayesinden bir örnek vermek istiyorum: Reagan küçük bir çocukken halası onu bir çift ayakkabı yaptırması için bir ayakkabı ustasına götürür. Ayakkabı ustası Ronald Reagan’a sorar: “Ayakkabının burnu yuvarlak mı, kare mi olsun?” Reagan nasıl bir ayakkabı burnu istediğini bilmediğini ve birkaç gün sonra tekrar geleceğini söyler. Halası birkaç gün sonra onu tekrar getirir ve ayakkabı ustası ona her iki burnu da göstererek tekrar sorar: “Hangisi olsun?” Reagan “Hâlâ karar veremedim” cevabını verir. Ayakkabı ustası “Önemli değil, birkaç gün sonra gel; o zamana ayakkabını yapmış olurum” diye karşılık verir. Böylece halası Reagan’ı birkaç gün sonra tekrar ayakkabıcıya götürdüğünde usta ona tamamladığı bir çift ayakkabıyı verir. Usta, ayakkabının birinin burnunu kare, diğerininkini yuvarlak yapmıştır. Reagan bu çocukluk anısı için şunu söylemişti: “Giydiğim o ayakkabılar, kararı ben vermediğim müddetçe benim yerime başkalarının vereceği gerçeğinin somut bir delili oldular.”
2. Teslim Olmak
Ertelemenin yanında düştüğümüz tuzaklardan bir diğeri de teslim olmaktır. Karar alma aşamasında olan birçok insan teslim olur. Özellikle zor kararlar öyle çok enerjinizi alır ki sonunda onlara teslim olursunuz. Zihinsel olarak parçalanır ve “Çok çaresizim” diye bağırırsanız problemi büyütür, büyütür ve sizi yenecek hâle getirirsiniz. Mesela “Ben vazgeçiyorum, bu kararı asla veremem” dersiniz.
Ona teslim olmak yerine büyük bir kararı küçük parçalarına ayırın. Meselenin belirli yönlerini ayıklayın ve onlara tek tek yaklaşın. Örneğin bütçenizin belli bir kısmını hayli riskli ama bir o kadar da getirisi yüksek bir işe yatırıp yatırmamayı düşünüyorsanız, yapacağınız her masrafı ve elde edeceğiniz her avantajı tek tek ele alın. Yani kararın altında ezildiğiniz için teslim olmaya yatkınsanız o proje hüsrana uğrar.
Bu bana çok sık tekrarlanan bayat bir şakayı hatırlatıyor. Bunu daha önce yüzlerce defa duydum: Amerika’da zaman zaman birbirimize sorduğumuz bir soru vardır; “Bir fili nasıl yersin?” Cevap: “Her seferinde bir ısırıkla.”
3. Bilginin Arkasına Saklanmak
Bazıları bir kararı almaktan kaçındıkları zaman “Henüz konuyla ilgili yeterince bilgim yok, bazı bilgilere ihtiyacım var” demeyi tercih eder. Titiz standartları olan pek çok idareci mükemmeliyetçi çizginin sınırlamaları içinde kalırlar. Bir karar almadan önce bitmez tükenmez bir dizi veri toplama işine girişirler. Ne kadar çok bilgi ve istatistiğe ulaşırlarsa, karara geçmeden önce bir o kadar daha fazlasına ulaşmak isterler.
Kazandıran Başlar kitabının yazarlarından Ron Evans, bazı meseleler ve problemler hakkında bir yöneticinin bunlarla ilişkili riske paralel olarak gerçek dışı boyutlarda bilgi sahibi olmayı isteyebileceğini söyler. Kılı kırk yarmanın söz konusu olduğu bu tür bir durum, analiz yapma yeteneğinin kaybedildiği bir sendroma yol açabilir. Bu durumda sürekli bilgi toplama ihtiyacı, karar almada gerçekten hangi bilginin gerekli olduğu gerçeğinin önüne geçer. Bence şu yargı çok doğru: Karar vermeden önce her şeyi mükemmel bir netlikte görmekte ısrar eden bir adam asla karar veremez.
Bununla başa çıkabilmenizin yollarından birinin, bir karara varmadan önce cevabını bulmak istediğiniz soruları bir yere yazmak olduğunu okudum. Yani sizin ve benim vermemiz gereken büyük bir karar varsa elimize bir kalem alıp cevabını almak istediğimiz 5 ya da 6 soruyu not etmeliyiz. Bu noktada size şunu tavsiye ediyorum: Şirketinizden ya da dışarıdan karar alan başka birine gidin; ama bu kişinin de karar almada başarılı olduğundan emin olun. Sonra ona probleminizi sorun ve şöyle deyin: “Bu problem senin başına gelseydi, karar almadan önce ne gibi sorular sorardın?” Bu yöntemin çok yardımcı olduğunu düşünüyorum. O kişinin kendi böyle bir kararla karşı karşıya kalsa hangi sorulara cevap arayacağını not etmesini sağlayın.
Artık kararınızın öncesinde soracağınız sorularınız muhtemelen hazırdır. Eğer birden fazla, örneğin 5 kişiye danıştıysanız, muhtemelen bunlardan üçünün soruları aynı olacak ve belki sizin aklınıza gelmeyen bazı soruları soran bir iki kişi olacaktır. Bu soruları kendi listenize ekleyin. Şimdi elinizde çok sağlam bir soru listesi var. O sorulardan hareket edin ve listeye daha fazla soru eklemeyin.
4. Her Şeye Evet Deme Tuzağı
Her şeye evet dersek ihtiyacımız olan kararları alamayız. Eğer her zaman her şeye “Ben varım” diyorsanız doğru kararları vermiyorsunuz demektir.
Nobel ödüllü bir bilim insanı Fortune dergisine verdiği demecinde şöyle der: “Kararsız kişi hiçbir şeye hayır diyemeyen kişidir. Kararsızlık, önüne gelen her şeye ‘Tamam, ben varım’ demektir.” Kişi kendine rağmen acele bir karar almak durumundaysa en iyi cevap her zaman için “hayır” cevabıdır. Çünkü hayırı evete çevirmek, eveti hayıra çevirmekten daha kolaydır.
İzin verirseniz bundan sonraki tuzakları daha hızlı geçeceğim:
- 5. Meseleyi Tanımlamamak: Bu çok büyük bir hatadır. Herhangi bir karara varmadan önce meselenin ne olduğunu net olarak tanımlamanız gerekir.
- 6. Geri Bildirimleri Göz Ardı Etmek: Etrafınızda nitelikli ve iyi insanlar mevcutsa onlardan gelecek geri bildirimlere kulak verin.
- 7. Kısa Görüşlülük: Pek çok kez yalnızca bugünkü hislerimize ve algılarımıza dayalı kararlar alırız.
- 8. Fırsatları Gözden Kaçırmak: Sizi köşeye sıkıştıracak kararlar almayın.
- 9. Karara Balıklama Dalma Eğilimi: Bir şeyin içine hiç düşünmeden girme meylinden uzak durun.
- 10. Sonuçları Takip Etmemek: Bir karar aldığınız zaman sonuçlarını takip edin. Sonuçlar size birkaç ay içinde aldığınız kararın iyi mi yoksa kötü mü olduğunu söyleyecektir.
Karar Almanın DNA’sı: Deliller ve Öz Güven Dengesi
Size karar almanın DNA’sı olarak gördüğüm birkaç husustan bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki delillerdir; yani bağımsız olarak geçerlilikleri kontrol edilebilen gerçeklerden bahsediyorum.
Aşırı güven konusunda dikkatli olun. Sonu kötü giden bir karar aldığınız zamanı hatırlayın. Muhtemelen verdiğiniz karardan emindiniz; aksi takdirde o kararı vermezdiniz. Pennsylvania Üniversitesi’nden pazarlama profesörü J. Wesley Hutchinson ve Florida Üniversitesi’nden Profesör Joseph Alba’ya göre güven ve doğruluk her zaman kol kola ilerlemeyebilir. Çünki şu söyleyeceğim cümlenin altını çizmenizi istiyorum: Bu, delillerin neden önemli olduğunu anlamamızda bize gerçekten çok yardımcı olacak:
“Doğruluk bildiklerimizi yansıtır; güvense bildiğimizi sandıklarımızı.”
Dolayısıyla aldığım kararları sadece güvene dayandırırsam yanılabilirim. Karar verirken size önemli bilgileri getiren kişilerdeki aşırı güveni test etmeniz için işte birkaç ipucu:
- Biri yaptığı tahmine gereğinden fazla güveniyorsa oraya dikkat edin. O kişi büyük bir ihtimalle kendine fazla güveniyor demektir.
- Kararlar hakkında yeni bilgi ve bakış açısı edinmeden direkt eleştiriye geçen insanlara dikkat edin.
- Kişilerin inançlarının temellerini araştırın. Hepimiz elimizdeki bilginin doğru olduğunu kabul edebiliriz; buna gerçek ön yargısı diyoruz.
- Sonuçları düşündüğünüzde ortada ince bir belirsizlik varsa kendinize %20’lik bir yanılma payı bırakın.
- Uzman olduğunuz alanlar üzerinde dikkatli bir şekilde düşünün ve bilgilerinizin sınırlarını belirleyin. Sonra da bu sınırların dışına çıktığınızda kendinizde ve etrafınızdakilerde var olan aşırı güveni kollayın.
- İnançlarınızı ya da elinizdeki gerçekleri reddeden bilgiyi araştırarak fikirlerinizi gözden geçirin. Fikirlerinizi destekleyen bilgiyi araştırarak onları olgunlaştırın.
Önemli bir karar alırken sahip olmak istediğiniz bütün bilginin elinize geçmesini beklerseniz, o kararı asla zamanında veremezsiniz. Söz konusu olan risklere bağlı olarak ihtiyacınız olan bilginin %60, %70 ya da %75’ine razı olmalısınız. Geriye kalan yaklaşık %25’lik kısım, kararı ertelemeniz durumunda elde edeceğiniz kazançlarla uygunluk göstermeyebilir.
Karar Vericinin Karakteristik Özellikleri (DNA’sı)
İyi bir karar vericinin yapısında bulunan temel bileşenleri incelemeye devam edelim:
1. Deliller Üstünde Israr Etmek
İyi bir karar vericinin ilk özelliği, kararlarını temellendirirken bağımsız olarak doğrulanabilir delillere ve gerçeklere dayanmasıdır.
2. Doğru Gözlem Yapabilmek
İkinci özellik ise gözlem yapabilme yeteneğidir. Gözlemi; konuyu kavrama veya doğrudan tecrübe edinme olarak tanımlayabiliriz. Gözlem yaparken üç temel süreç işletilir:
- Düşün ve gözlemle.
- Gör ve gözlemle.
- Eyleme geç ve gözlemle.
Düşünme, görme ve eyleme geçme adımları, karşılaşılan durumun niteliğine göre farklı şekillerde uygulanmalıdır:
- Önce Düşünün: Net meselelerle karşılaştığınızda, elinizde güvenilir veriler olduğunda veya örneğin yerleşmiş bir üretim süreci gibi öğretileri kullanabileceğiniz durumlarda önce düşünme yolunu seçin.
- Önce Görün: Yeni bir ürün ya da yöntem geliştirmek gibi yenilikçilik ve tasarım gerektiren durumlarda, pek çok unsuru ve tahayyülü içeren kapsayıcı bir çözüme ihtiyacınız olduğunda önce görün.
- Önce Eyleme Geçin: Tamamen yeni veya karmaşık bir meseleyle karşılaştığınızda, belirsiz şartlar ortaya çıktığında ya da yeni bir sektörde pazara girmekle ilgili bir karar anında önce eyleme geçin.
Açık seçik meselelerde önce düşünmek, karmaşık olanlarda ise önce eyleme geçmek (mantığa ters gelse de) doğru gözlem yapmanıza ve tecrübelerinizden maximum verim almanıza yardımcı olacaktır.
3. Geri Bildirimleri Almak
İyi bir karar vericinin 3. bileşeni geri bildirimlerdir; yani bir karar hakkında başkalarının fikirleri çerçevesinde oluşan izlenimler.
En etkili kararlar; doğru zamanda, doğru kişiye, doğru soruyu sormanızla kazanılır.
İlgili bilgiye nereden ulaşabileceğinizi bildiğiniz, davranışları tahlil edebildiğiniz ve öğrendiklerinizi değerlendirdiğiniz sürece bir meseleyi tüm yönleriyle ele alıp mantıklı bir yargıya varabilirsiniz.
Önemli bir karar alırken alanında uzman kişilere danışmak kritik önem taşır:
- Liderlikle ilgili bir kararda, bu konuda etkili kararlar alabilen bir uzmana danışın.
- İlişkileri kapsayan zor bir meselede, insan ilişkilerinde başarılı kişilerden görüş alın.
- İş ve ticaretle ilgili konularda, ticari zekası kanıtlanmış kişilerin tecrübesine başvurun.
- Yakın çevrenizden ve eşinizden geri bildirim alın; çünkü sizi iyi tanıyan kişiler düşünce tarzınızdaki hataları ve zayıf noktalarınızı görmenize yardımcı olurlar.
Buradaki temel kural şudur: Doğru kişiye sormadığınız sürece doğru soruyu sormanız size bir fayda sağlamaz. Teknolojiden anlamayan birine teknoloji sormak sonuç vermeyeceği gibi, uzmanlık alanı dışındaki bir konuda bir lidere danışmak da fayda sağlamayacaktır. Doğru kişiye yöneltilecek doğru soru, sürece inanılmaz bir katkı sağlar.
Bir karar karşısında içinde bulunduğunuz şartları tanımlamak için şu soruları sorun:
- Ne kadar zamanım var?
- Elimdeki bilgi ne kadar güvenilir?
- Bu konuda uzmanlık sahibi kim?
- Ne kadar bir alışveriş/değişim yapmam lazım?
- Eğitim fırsatı var mı?
- Takımın birlikte çalışıp büyüme şansı var mı?
- Alacağım karar ne kadar önemli, kritik ve değerli?
4. Sezgileri Değerlendirmek
İyi bir karar vericinin 4. bileşeni sezgileridir. Sezgiyi; kararın elle tutulmaz, görünmez parçalarını değerlendirip “Evet, bu karar benim için mantıklı” diyebilme yeteneği olarak tanımlayabiliriz.
Örneğin çoktan seçmeli bir sınavda konuyu biliyorsanız, iki seçeneği anında elersiniz. Geriye kalan iki yakın seçenek arasında genellikle ilk sezdiğiniz yanıt doğrudur; ancak çok fazla gidip geldiğinizde ikinci en iyi seçeneği seçme eğilimi gösterirsiniz.
Sezgilerinize danışın: Aklınız evet diyor ama kalbiniz hayır diyorsa vazgeçin. Aklınız “Evet, bunu yapmalıyız” dediğinde kalbiniz de “Neden olmasın?” diyebilmelidir. Aksi halde alınan karar genel olarak iyi görünse bile sizin değerlerinize ve karakterinize uymuyor demektir. Kalbinizin ve aklınızın her zaman aynı hizada olmasını sağlayın; birinin diğerinin önüne geçmesine izin vermeyin.
Karar Alma Üslupları
Kararların büyük çoğunluğu şu altı gruptan birine girer:
- “Ben söylerim, sen yaparsın” Üslubu: Otokratik bir tutumdur. Fazlaca kullanılması takımın moralini bozar ve onları sınırlar. Veri toplamak için yeterli vaktin olmadığı, grubun tecrübesiz olduğu veya kriz anlarında yalnızca gerekli olduğunda kullanılmalıdır.
- “Benim istediğim bu, bir eleştirin var mı?” Üslubu: Muhtemel pürüzleri ortaya çıkarmak için yeterli zaman olduğunda ya da takım gerekli katkıyı sağlayabilecek olgunlukta olduğunda tercih edilir.
- “Katkıda bulunmanı istiyorum ama son söz benim” Üslubu: Daha fazla bakış açısına ihtiyaç duyulduğunda seçilir. Takıma gelecekte oluşabilecek değişiklikleri önceden belirtmek ve çemberi kapatmak şarttır.
- “Çoğunluğun dediği olur” Üslubu: Takımın karar üzerinde maksimum etkiye sahip olması istendiğinde başvurulur. Karar öncesinde gereken destek oranı (örneğin %85 oy birliği) belirlenerek ilerlenir.
- Uzlaşma Üslubu: Karar üzerinde %100’lük bir uzlaşma gerektirir. Zaman ve derin tartışma yeteneği ister. Bu üslupta temel kural şudur: Sessizlik razı olmak demektir.
- Yetki Verme Üslubu: Bir kararın sorumluluğunu başka birine devrederken şu adımlar izlenmelidir:
- Görev tanımını net yapın.
- Göreve uygun ve becerikli birini atayın.
- Destek ve kaynak sınırlarını belirleyin.
- Beklenen en düşük başarı seviyesini tanımlayın.
- Süreç boyunca denetim yapın ve sonuç standarda ulaştığında desteği artırın.
Kararları Mükemmelleştirmek: Günlük Disiplin
İyi bir kararı daha iyi bir karar hâline getirmenin yolu, onu doğru bir şekilde uygulamaktan geçer. Başarının ilk unsuru iyi bir karar almak, ikinci unsuru ise iyi bir disiplin göstermektir.
Herkes zayıf olmak ister ama kimse diyet yapmak istemez. Herkes uzun yaşamak ister ama kimse düzenli spor yapmak istemez. Başarılı insanlar, başarısız insanların yapmaktan kaçındığı şeyleri öz disiplinle alışkanlık hâline getiren kişilerdir.
Aldığımız kararlar başlamamıza, uyguladığımız disiplin ise bitirmemize yardım eder. Günlük olarak karşılaştığımız iki tür acı vardır:
- Kişisel disiplinin acısı: Anlıktır fakat getirisi uzun ömürlüdür.
- Ertelemenin ve pişmanlığın acısı: Süreklidir ve gelişim sağlamaz.
Şu denklemleri unutmamak gerekir:
- İyi Kararlar – Günlük Disiplin = Sonucu Olmayan Bir Plan
- Günlük Disiplin – İyi Kararlar = Ödülü Olmayan İş Yükü
- İyi Kararlar + Günlük Disiplin = Harika Bir Potansiyel
Günlük Taahhüt Kartı
Her sabah kendinize hatırlatabileceğiniz şu ilkeler, aldığınız kararları yönetmenize yardımcı olacaktır:
- Sadece bugün için doğru tavrı bulup sergileyeceğim.
- Sadece bugün için önemli önceliklerimi belirleyip onlara göre davranacağım.
- Sadece bugün için sağlıklı kuralları öğrenip onları takip edeceğim.
- Sadece bugün ailemle iletişim kurup onlara ilgi göstereceğim.
- Sadece bugün için iyi düşünceler geliştirip onları uygulayacağım.
- Sadece bugün için doğru taahhütler bulup takip edeceğim.
- Sadece bugün için para kazanıp kazandığım parayı doğru şekilde idare edeceğim.
- Sadece bugün için inancımı derinleştireceğim.
- Sadece bugün için sağlam ilişkiler kuracağım.
- Sadece bugün için cömertliği örnek alacağım.
- Sadece bugün için güzel değerleri kucaklayıp onları uygulayacağım.
- Sadece bugün için kendimi geliştireceğim.
- Sadece bugün için bu kararlara uygun davranacak ve onları uygulayacağım.
Ve bir gün, doğru yaşanmış günlerin sonuçlarını fazlasıyla göreceksiniz.