Şeriatın Cüzleri
Tasavvuf ve tarikat; Şeriat’ın ihlas ile uygulanması için bir yardımcıdır. Gayesi; kimsenin bilmediklerini bilmek veya olağanüstü hallere erişmek değil, istikamet üzere halis bir kulluk yaşamaktır.

Şeriat
Bilinmelidir ki; mukaddes Şeriat üç temel sütun üzerine kuruludur: İlim, Amel ve İhlas. Bu üç parça bir araya gelip tamamlanmadıkça, Şeriat’ın hakikati de ortaya çıkmaz. Ne zaman ki bu üçü tam manasıyla gerçekleşir, o vakit Allah’ın rızası hasıl olur. Allah’ın rızasına kavuşmak ise hem dünya hem de ahiret saadetinin tek teminatıdır.

Tarikat
Tarikat ve Hakikat; Şeriat’ın üçüncü cüzü olan **”İhlas”**ın kemale ermesi için birer yardımcı ve hizmetkârdır. Büyüklerin buyurduğu gibi: “Tarikat ve Hakikat, Şeriat’ın hizmetkârlarıdır.” Bu yollardan maksat, Şeriat’ı eksiksiz yaşamaktır. Şeriat’ın ötesinde veya dışında hiçbir hakikat yoktur..

Hakikat
Yol boyunca yaşanılan manevi haller, keşifler ve sırlar; aslında asıl hedefe ulaştıran birer basamak niteliğindedir. Bunlar yolun çocukları mesabesindeki yeni başlayanların şevkini artırmak içindir; asıl maksat olan İhlas ve Rıza makamına ulaşmak için birer vesiledir.
Nefsin Terbiyesi ve Fena Makamı
Tasavvufta “On Makam” (Makamat-ı Aşara) olarak bilinen aşamalar, nefsin ölümü (fena) ve huzura ermesi için birer hazırlıktır. Nefsin tatmin olması ve gerçek ihlasa kavuşması için bu makamlardan geçmek, yolun ehli tarafından zaruri görülmüştür.
İmamı Rabbani Hazretleri tasavvufun gayesini
Gerek: 1. Cild 266. Mektubun sonunda,
Gerek: Mebde ve Me’ad Risalesi.
73. ve 74. Sayfalarında
şu şekilde açıklamaktadır.
İnsanın yükselmesini, saadet-i ebediyyeye ahiret saadetine kavuşmasını, bir teyyarenin uçmasına benzetirsek,
itikad ile amel,
yani iman ile ibadet,
bunun gövdesi ve motorları gibidir.
Tasavvuf yolunda ilerlemek de
teyyarenin enerji maddesi, yani benzini demektir.
Maksada ulaşmak için uçağa sahip olunur,
Yani iman ve ibadet kazanılır,
ve Harekete geçmek için de:
kuvvet maddesi, Yakıtının doldurulması,
yani tasavvuf yolunda ilerlemek lazımdır.
Tasavvuf; Ehl-i Sünnet itikadından ve
İslamiyetin emirlerinden başka şeylere kavuşmak için değildir.
Tasavvufun birinci gayesi; Ehl-i Sünnet itikadının yakini ve vicdani olması, yani sağlamlaşması,
şüphe getiren tesirler ile sarsılmaması içindir.
Akıl ile delil ile mantık ile aklı maaş ile
kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olamaz.
Ra’d suresi 30. ayetinde, mealen:
„kalblere imanın sinmesi, yerleşmesi,
ancak ve yalnız zikir ile olur“ buyuruluyor.
Tasavvufun ikinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması, nefsi emmareden (şeytanın ve nefsin yoldan çıkarma girişimlerinden) doğan tembelliklerin, sıkıntıların giderilmesidir.
Şunu daha iyi anlamalıdır ki, tasavvufa sarılmanın amacı; sıradan insanların bilmediklerini bilmek, görmediklerini görmek, gaybden (bilinmeyenler-denden) haber vermek, nurları, ruhları ve kıymetli rüyaları görmek için değildir. Bunların hepsi boş ve faydasız şeylerdir. Her zaman görünen ziyanın (güneş ışınlarının), çeşitli renklerin ve tabiattaki güzelliklerin ne kusuru var ki, insan bunları bırakıp da başka şeyler görmek için birçok sıkıntılara katlansın. Çünkü bu ziya da, nurlar da, güzellikler de, hepsi Allah-u Teala’nın yarattığı şeylerdir ve hepsi onun varlığını ve kudretini,
sonsuzluğunu gösteren şahitlerdir.